
Kanser ve Doğan Abi
26 Kasim 2015 16:28:17
Her ölüm duyurusunda yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak deniyor, ölüm nedeni için. Kanserdi bunun adı.
Sevgili Doğan Şadıllıoğlu da, böyle bir hastalığa yakalandı ve sonsuzluğa göçtü. 7 gün oldu bugün: Hâlâ şaşkınım... Hastaneye ameliyat öncesi gitmiştim. Hiçbir ölüm nişanı ve korkusu da yoktu bakışlarında.
Günlerden Çarşamba idi. Önceki akşam Hamit Kalyoncu, telefonla arayıp gidip görmemi tembihlemişti. Zaten biliyordum durumu. Bu ölüm sürecini günlüğümden saktarıp sizlerle de paylaşmak istiyorum.
MERHABA BEYİM!
Telefonum çaldı. Ses: Merhaba Beyim. der demez, Didimden arıyor sandım. Ankarada evde olduğunu, bir haftadır hastalığıyla ilgili tahliller yapıldığını cumartesi-pazar izni için eve çıktığını, pazartesi gene odasına döneceğini söyledi. Yarın gelirim dedim, kapattık telefonu. Yarısı gün, ev telefonuna ulaşamadım. Cumartesi günü Devrekten misafirimiz de geldi. Pazartesi-Salı özel işlerim nedeniyle gidemedim. Ama içim içimi yiyordu, gidemedim diye. Hamit korkutmasaydı, belki de hiç göremeyecekmişim meğer...
O BİLMİYORDU
Hamit Kalyoncu, Doğan Abinin kanser olduğunu, Zonguldaka gelip bazı dostlarla vedalaştığını söylemişti telefonda. Ama Doğan Abi bu hastlalığını bilmiyordu. Söylememişlerdi.
Odasının kapısında karşıladı beni: Kucaklaştık, sarılıp öpüştük ve ben onu ilk kez bu kadar dinç. Sağlıklı görüyordum. Espiri de yapmadım. Daha yapacak işlerimiz var, aman bundan sonra bari dikkat et kendine. Seni çok iyi gördüm, dedim. Gözleri ışıldadı. Ama ben biliyordum, o gidiciydi. Hele ameliyat yapılacağına göre... Çünkü Kayınpederimi bu hastalıktan ve ameliyatı sonrasında yitirmiştim çeyrek yüzyıl önce...
Vesile Yenge çay ikram etmek istedi. Biz konuşalım, sonra ineriz bahçeye dedim. Neler konuştuk?
ÖLÜM ORTAK ADRESİMİZ
Sabahattin Batur bir şiir kitabı okumuş: Şiir yoktu. Ama bir iki dize vardı ki, adamın şair olduğunu hemen anladım, diyordu geçende. Şöyleydi o iki dize: Ölüm ortak adresimiz / Hatırla(N)dıkça çiçek solduran.
Mevsim güz değil, daha dedim: Anladı hemen, Güz ölür / Büyür ölüler dizelerini anımsadı. Bir yerde Büyük ölüler diye çıkmıştı, çok kızmıştım. Ne alakası var Allahaşkına!, derken öfkesi aynıydı... Bu arada Vesile yenge ikimizin fotoğrafını çekti.
Muzaffer Tayyipi, Rüştü Onuru, Kemal Uluseri andık bir nedenle. Erbil Barunönünün: Benim yolumu çizen iki insan vardı Zonguldakta: Biri İrfan Yalçın, öbürü de Doğan Şadıllıoğludurb Okuma zevkini onlar aşıladı bana. Dediğini anımsattı. Seni de Necatigil çok etkiledi değil mi? diye sordu o ara.
Ona şu dizeleri yazmıştım. Hamitin telefonundan sonra. Oracıkta bir solukta okuyuverdim.
Senin de yolun düştü demek
Benim gibi bu İbn-i Sinaya
Tanrının emaneti şu yapıya
Hiç vermedin bir emek
Derim ki Doğan Abi
Buradan çıkınca
Ne ağzına koy içkiyi
Ne de getir hatırına
Kendini yaşamı sev
Doktor gelmein kapına
Hekim kendi imiş insanın
Derin derin düşünüp bir baktı ki, belki de yaşamı geçti birkaç saniye de gözlerinin önünden.
***
Yalnız adamdı Doğan Abi...
İrfan Yalçın, Ben, Sabahattin Batur, Erol Çatma, Hamit Kalyoncu en yakınıydık onun. Ama ona şiir, içki ve Zonguldak bizlerden daha da dosttu...
Adam Sanat Dergisinin okuduğu bir sayısını armağan etti bana. Oktay Akbalın bir yazısıyla Zonguldak İl Kültür Müdürlüğünün çıkardığı kitaptaki kendine ait bölümün fotokopisini de verdi.
Hastanenin çay bahçesinde sürdürdük sözleşmeyi. Ona Necatigilin kızı Ayşe Sarısayının Denizler Dört Duvar adlı kitabını armağan edeceğimi söyledim. Denizlerin enginlik, derinliği; dört duvarın Türk insanının kadına bakış açısını simgelediğini anımsattım ona. Kızına, babanızın şiirlerini okur musunuz dedim; pek okumadık yanıtını verdi. Doğan Abi, Bu benden kaynaklanıyor, kusur bende, ben hep sakladım onlardan. diyerek sanki bir özürü dile getiriyordu...
Hastalık sırasında dilindeki rekaketin arttığını, ama şidi daha rahat konuşabildiğini de söylei. Ben de, biraz da şarkı söyle şiir okuyacağına, iyi ygelir konuşabildiğini de söyledi. Ben de, biraz da şarkı söyle şiir okuyacağına, iyi ygelir dedim. O yüzüne çok yakışan, her zamanki hüzünlü tebessümüyle yanıtladı bu kez de. Kısa kollu mavi gömleğimi çok beğendi: Kollarım kötü göründüğü için uzun kollusu varsa hemen alırdım. On gömleğim varsa 7si mavidir benim. dedi. Olmadığını söyledim. Meğer o gökyüzü mavisini çok severmiş. İçimde ukde kaldı. Yaşasaydı bulup armağan edecektim ona.
Birkaç yazı yazdım onun için: Mutluluğu beni de mutlu etmişti. Bu kez, toprağa verildiği Dünya Barış Gününün Güney yarıyı geçtikten sonraki günde ve o saatlerde şu dizeleri yazdım bu kez de:
Ne Şiir Ne İçki Ne Zonguldak
Üçü de tutkusuydu onun:
Şiir, içki ve Zonguldak
Böyle demişti İrfan Yalçın
Şiirle yaşadı kendince
İçkiyle avuttu yalnızlığını
Şimdi tek sevgilin
Zonguldakın kucağındasın...
Boyun kadar bir yerdesin
İçki bitti, artık şiirlerin
Onlar ısıtıacak içimizi
Avutacak bizi...
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








