
23 NİSAN: TARİHSEL DÖNÜŞÜM !
23 Nisan 2026 00:13:31
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 106. yılındayız…
Bizim Osmanlıcılar tüm milli bayramlar gibi 23 Nisan’a da soğukturlar.
Çünkü 23 Nisan 1920 tarihi, ilk milli meclisin kuruluş/açıldığı tarihtir.
Bir başka deyişle yönetimin Osmanlı Hanedanından alınıp millete verildiği tarihtir.
Ancak bu, Türkiye Cumhuriyetinin bir sosyal sınıf devleti olarak doğduğu anlamına gelmez. Yani feodal Osmanlının demokratik bir devrimle yıkılıp yerine demokratik bir devlet kurulduğu anlamına gelmez.
Osmanlıyı yıkan gelişmiş Batı ülkeleriydi. Osmanlı, gelişmiş Batı ülkelerinin dünyayı güçleri oranında yeniden paylaşmak için başlattıkları dünya savaşı sonucu yıkıldı.
Türkiye Cumhuriyeti ise, Osmanlı’nın yıkıntısından bir milli devrimle ya da milli kurtuluş savaşı ile doğdu.
Devrimin başını, klasik demokratik devrimlerde olduğu gibi burjuvazi değil, asker-sivil aydınlar çekiyordu. Devrimin fizik gücünü çeşitli etnik toplulukları da barındıran Anadolu halkı oluşturuyordu. Denilebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere asker ve sivil aydınların başını çektiği bir milli devrimin ürünüydü.
Kurtuluş Savaşının zafere ulaşmasından sonra Gazi Kemal ve arkadaşlarının önünde iki yol vardı:
Ya, savaş sırasında İngiltere’ye kaçan son padişah ve Halife ile Osmanlı soylularını geriye getirip yönetimi yeniden onlara teslim edeceklerdi, böylece feodal devlet ve toplumsal sistem yeniden yapılandırılacaktı.
Ya da tarihsel ve toplumsal anlamda bir adım ileriye atıp milli devrimi demokratik bir devrimle taçlandırılacak ve yönetimi teorik olarak millete verilecekti. Demokratik devrim de bu demekti zaten.
İkinci yolu seçtiler. 23 Nisan 1920’de millet meclisini açıp milli devrimi demokratikleştirme ya da yönetimi halka verme yolunu açtılar. 1923’te Türkiye Cumhuriyetini kurup bunu somut bir tarihsel platforma taşıdılar.
Ancak, yeni kurulan devlet nasıl bir toplumsal temele basacaktı ? Feodalizm yıkılacaktı, peki yerine ne kurulacaktı ?
Tarihin işaret ettiği yolu seçtiler; İzmir İktisat kongresiyle kapitalist bir toplumsal yapı inşasına giriştiler.
Gazi Kemal ve arkadaşlarının başlıca şiarı/ilkesi tam bağımsızlıktı. Bu yüzden kendi göbeklerini kendileri kesme yolunu tuttular.
Kapitalizm inşası için sermaye birikimi gerekiyordu. Ayrıca yatırımcı sermayedarlara ihtiyaç vardı, bir kapitalist sınıf yaratılması gerekiyordu. Onunla birlikte Osmanlı’nın “reaya”sının ya da toprağa bağlı emekçilerinin hiç değilse bir kısmının işçileşmesi, “proleter” bir kimlik kazanması gerekiyordu.
Devletin/halkın bütün imkanlarını bunları gerçekleştirmek için kullandılar, ama başarıya ulaşmadılar. 1930’lu yılların başlarından itibaren kapitalizmi bizzat devlete kurduracak bir yol seçtiler. Bu süreçte feodalizmi her alanda tasfiye edip çağdaş bir devlet yapısı kurdular. Bir başka deyişle lâik-demokratik bir milli devlet !
O devletin 103’üncü, ilk meclisin de 106. yılındayız.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack gibiler bize hâlâ monarşiyi yakıştıradursun Türkiye Cumhuriyeti ilk kuruluş felsefesinin ekseninde 100 yılı devirdi, tüm etnik topluluklarımızla iç-içe dimdik ayaktayız ! O büyük tarihsel ve toplumsal dönüşünü gönülden Kutluyoruz !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








