
BEN O BEKLEYİŞLERİ BİLİRİM…
17 Subat 2024 00:31:04
Bu satırların yazıldığı saatlerde İliç’teki heyelanda mahsur kalan işçilere hâlâ ulaşılamamıştı: 70 saattir toprak altındaydı işçiler.
TV’lerde ise, toprak altındaki işçi yakınlarının yürek burkan açıklamaları dönüyordu. İşçi yakınları, arama kurtarma çalışmaları hakkında ilgililerden bilgi alamadıklarından yakınıyorlardı: Çaresiz, boynu bükük !..
Ben Zonguldak çocuğuyum. Kömür ocaklarındaki göçüklerde mahsur kalan işçilerin yakınlarının ocak ağızlarındaki o hüzünlü bekleyişlerine tanık olmuşluğum vardır. Umutla umutsuzluğun iç-içe geçtiği o kahredici bekleyişlere…
Ocağa yakın bir yamaçta kadınlar ayrı erkekler ayrı kümelenir. Erkekler çömelir, kadınlar yere oturup dertop olurlar.
Gözler ocak ağzında olur. Uçan kuştan müjde, telaşlı bir ayak sesinden ölümün beklediği bitimsiz bir zaman dilimidir bu…Erkekler
metin gözükmeye çalışıp cigara içerler durmadan, Kadınlar sessizce ağlarlar…İyi bir haber sevinç feryatlarına, kötüsü derin bir sessizliğe yolaçar ilkten. Yaşlı bir kadın ağıt yakar bir yerden, ortalık karışır sonra…
Ben o yürek burkan hüzünlü bekleyişleri bilirim…Acının dertop ettiği, sevincin delirttiği insanları…
Siz, umutla umutsuzluğun, acıyla sevincini ta diplerine oturduğu gözler gördünüz mü hiç ? Dünyanın en güzel, dünyanın en korkunç gözleridir onlar. Kâh sıkır şıkırdırlar, kâh bitimsiz bir kuyu Ben onları bilirim…
İliç’te de bir avuç insan işte öyle bekliyorlar o uçsuz bucaksız toprak denizinde yiten yakınlarını…
**
Bir ilgili, toprağın kaldırılması için 400 bin kamyona ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu hem çaresizliğin dışavurumuydu hem de kaçınılmaz sonun itirafı: Arama kurtarmanın zaman limitine kadar işçilerin tümü veya bir-ikisi çıkarılmazsa, tümü veya geriye kalanlar sonsuza kadar toprak altında kalacaklar…
**
Bu satırları yazarken babam Ahmet Naim’in (Çıladır) “Karar” ismindeki maden hikayesi geldi aklıma. O hikaye ilkten, 1930’lu yılların ünlü sol düşünce dergisi Yeni Adam’da yayınlanmış, İkinci kez, yanılmıyorsam, Çığ ismindeki sanat dergisinde yayınlamıştık.
Ana teması şöyleydi hikayenin:
Osmanlı dönemi…Tüm kömür ocakları yabancıların elinde…Fransızlara ait bir maden ocağının içinde yangın çıkıyor, kısa sürede büyüyor, galeri boyunca hızla ilerlemeye başlıyor. Bacalardaki işçiler mahsur kalıyor…Yangının söndürülmesi için tek çare var: Ocağa taze hava veren nefesliğin kapatılması. Nefeslik kapatılırsa içerdeki oksijen kısa sürede tükenecek, bu arada yangın da sönecek. İşçiler de yanarak ölecek! Aksi halde yangın tüm damar boyunca ilerleyecek…
Ocağın direktörü Mösyö Duroy, muhasebecisini çağırıyor; yangının sürmesi halinde uğranılacak olası zarar ile nefesliğin kapatılması halinde içerde yanarak ölecek işçilere ödenecek tazminat miktarının hesaplanmasını istiyor. Muhasebecisi bir süre sonra sonucu getiriyor. Mösyö Duray kağıda bir göz atıp yanındaki başmühendise buyuruyor:
Nefesliği kapatınız !..
Hikaye, insanlara “malzeme” gözüyle bakan vahşi kapitalizmi ya da emperyalizmi eleştiriyordu. Çok ses getirmişti…
**
İliç’teki maden bir ABD/Kanada şirketinin…Gazetelerde okudum, şirket onların ama, heyelandan sonra Amerikalı yöneticiler Türkiye’ye gelmedi; üç gün sonra gelen tel yetkilinin de siparişi asli sorunlu olmadığı açıklandı.
Oysa esas sorumlular onlar; bir de o riskli coğrafyada madene ruhsat veren siyasetçiler…Bakan bile heyelanın olduğu gün gitmesi İliç’e…
Eğer kurtarılamazlarsa, anlaşılan, 9 işçinin cesedi sonsuza kadar toprak altında kalacak.
Depremde de yaşamadık mı bunu? “Kayıplar” hâlâ kayıp ! Enkazların kıyılarında dertop olmuş insanlar hala çimento yığınlarına bakıp yakınlarını arıyorlar !..
Peki niçin bunlar ?
Beyefendiler, mösyöler, misterler yaşam çıtalarını biraz daha yükseltsinler diye mi ?!
Fay hattı üzerine zehirli maden açtıranların mösyö Duray’dan ne farkları var ?!
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








