
TEMBELLİK HAKKI
14 Agustos 2023 00:06:02
Yakın zamana kadar yazılarım günü gününe yayınlanıyordu, sözgelimi cumartesi yayınlanan yazı aynı gün sabah saatlerinde yazılıyordu. Bu şekilde gündemin okurlara daha taze ya da sıcak şekilde imkanı doğuyordu.
Ancak bir sorun vardı:
Günlük yazının yazılması, tashihi, bilgisayar ortamına taşınıp paylaşılması bazen öğleden sonraya sarkıyordu. Bu nedenle yazım yarım gün kalıyordu sayfada, geceyarısı “önceki yazı” oluyordu.
Yakın zaman önce bu yöntemi terkettim, geleneksel yönteme döndüm. Örneğin cumartesi yazısı Cuma günü yazılıyor, cumartesi 00.05’te sayfaya giriyor. Bu şekilde 24 saat sayfada kalıyor…
Bu yöntemle gündem biraz sarkıyor, ama sayfaya istediği saatte giren okur yazıyı okuma imkanı buluyor…
Yakın zaman öncesine kadar tembellik günüm de yoktu, haftanın yedi günü yazıyordum. Zehra, bunun yanlış olduğuna beni ikna etti, artık haftada bir gün tembellik yapıyorum. Gerçi zaman zaman günlerin karışmadığı olmuyor değil, sözgelimi bu hafta öyle oldu, normalde Pazar günü yazı günüm değilken, farkında olmadan cumartesi çalıştım ve Pazar günü yazım yayınlandı…Bu hafta tembellik yapmadım…
Tembellik (çalışmama ya da artıdeğer üretmeme şeklinde okuyun). Tembellik boş zamandır. Boş zamanı en iyi şekilde değerlendirmek ise bir sanattır, yetenek gerektirir. Örneğin tüm günü yarı-uykulu TV başında geçirmek boş zamanı değerlendirmek değildir, öldürmektir; taammüden işlenmiş bir cinayettir !
Ben tembellik günlerimde genellikle okurum. Okumam gereken kitaplar salondaki orta masasının üzerinde durur. Orada kitap yoksa, kitaplığı karıştırırım, oradan bir şeyler çıkartırım okumak için…
Pazar günü akşamüstüne kadar boştum, bir ara yürüyüşe çıkmayı düşündüm, ama dışarısı cehennem gibiydi. Kitaplığı karıştırmaya başladım. Kitaplığı karıştırmaya başladım. Kitaplığın tüm rafları dolu olduğu için, fazla kitapları ötekilerin üstüne veya üzerine koyuyorum artık.
Bir kitap geçti. Rastlantıya bakın ki Paul Lafargaue’nun Tembellik Hakkı ismindeki çalışmasıydı bu. Konuya girmeden önce yazarı tanıtmalıyım:
1842’de Küba’nın Santiago kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte göç ettiği Fransa’da tıp eğitimi aldı, siyasal nedenlerle okuldan atılınca eğitimini Londra’da tamamladı.
Sosyalistti. Marksizmin kurucusu Kark Mark’ın kızıyla evliydi. Londra’dan Fransa’ya döndü. Fransız Sosyalist Partisi’nin kurucuları arasında yeraldı. 69 yaşındayken karısı Laura ile birlikte intihar etti.
Lafarque, anılan çalışmasında kapitalizmin üretim çılgınlığını eleştirir. İşçilerin daha az çalışmasını ya da “tembellik hakkını”savunur. Kitabın önsözünde şöyle der:
“Burjuvazi, ruhban sınıfının desteklediği soylulara karşı mücadele ederken vicdan özgürlüğüyle ateizmi kendine bayrak yaptı ama zafer kazanınca diliyle tavrını değiştirdi ve bugün dini kullanarak ekonomik ve politik üstünlüğünü koruma peşinde. 15. ve 16. yüzyıllarda güle oynaya pagan geleneklerine dönmüştü, Hıristiyanlığın bastırdığı tene ve tutkularına övgüler düzüyordu; günümüzde mala, mülke ve hazlara boğulan burjuvazi, kendi düşünürlerinin, Rabelais’lerin, Diderot’ların öğretisini inkârdan geliyor ve ücretlilere kıt kanaat geçinmeyi vaaz ediyor. Hıristiyan ahlakının berbat bir parodisi olan kapitalist ahlak işçinin bedenini aforoz ediyor; üreten sınıfı en küçük ihtiyaçlarına indirgemeyi, onun keyif ve tutkularına ket vurmayı ve onu aman vermeden, dur durak demeden çalışan bir makine rolüne mahkûm etmeyi ideal ediniyor.”
- yüzyılın serbest rekabetçi kapitalizminin bu harika eleştirisinin benzerini Şarlo’nun (Charles Chaplin) bazı filmlerinde de götürürüz. Otomasyonun işçileri nasıl makineleştirdiğini, makinaların bir parçasına dönüştürdüğünü hicveder büyük usta.
İşçilerin aşırı üretime zorlanmasının iki yolu vardır. İş saatlerini uzatmak ve/veya onun yanısıra teknolojik yatırımlar…
Günümüzün vahşi kapitalizminde de değişmiş değil bu. Üretim çılgınlığı ve üretim süreci içinde işçilerin/emeğin makinalaştırılması !..
Daha çok üretim ve daha çok kâr çılgınlığı sadece işçilerinin bedenen yıpranmasına yolaçmıyor doğayı da yıpratıyor. Yeraltı sularını, ormanları, havayı tahrip edip kirletiyor.
İklim değişikliği denen tehlikenin temelinde doymak bilemeyen kâr hırsı var…
Bugün bazı gelişmiş ülkelerde çalışma güne saatlerinin azaltılması, emekçi ve doğaseverlikten çok, üretim-tüketim dengesizliğiyle ilgilidir.
Bizim işçilerimiz de ekonomik haklarını savunuyor. Ama, bu yeterli mi ? Tembellik hakları ne olacak ?
Diyebilir ki daha oraya gelmedik; değil tembellik hakkını, çalışma hakkını bulan bayram yapıyor…
Doğru. Peki ne zaman gelecek o günler ? Dört yüz yıl geçti !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








