
KÖMÜRÜN HİKAYESİ (2)
18 Ekim 2022 13:48:28
(2)
Dünkü yazımda taşkömürü madeninin bulunuşu ile ilk işletme dönemini anlattım. Yahut Hazine-Hassa dönemini (1884-1865). Bir sonraki döneme geçmeden önce hazine-i Hassa dönemindeki çalışma şartlarının da altını çizmek istiyorum:
Ahmet Naim, Zonguldak Havzası (İstanbul Hüsnütabiat matbaası, 1934) ismindeki eserinde şunları yazıyor:
“Hazine-i Hassa” idaresi zamanında (1848-1865)Zonguldak köylüsü maden ocaklarında tıpkı müstemlekelerdeki (sömürgelerdeki) amelenin şerait-i hayatiyesi (hayat şartları) içinde bir orta zaman ırgadı gibi çalıştırılıyordu.
İş saatları ‘gündoğumu’, ‘günbatışı’ diye hesaplanıyordu. Amele kulübelerinin yanıbaşındaki hayvan ahırları sıhhi şeraite (sağlık şartlarına) daha uygun yapılmıştı. Hastalanan veya bir maden kazasında yaralanan, sakatlanan amelenin tedavisi için sıhhi teşkilat vücuda getirilmemişti, amelenin en mütekasif (yoğun) bulunduğu maden mıntıkalarında bile doktor mevcut değildi…Kazalarda ağır yaralanan amele madencinin veya maden işleten şirketlerin hamiyetlerine terk ediliyordu. Madenci isterse yaralı ameleyi sokağa atıyor, dilerse de bir katır sırtına yükleyip köyüne gönderiyordu”
**
1.Mecid, “reformist” olmasına “reformist”idi, kimi tarihçiler onu Osmanlı’da “parlak bir sanayileşme devri açma vizyonuna sahip padişah” olarak tanımlıyorlardı. Ama, anlaşılan kömürün çok önemli bir sanayi girdisi olduğunun farkında değildi.
Madeni derhal İstanbul Galata’daki İngiliz sarrafları (bankerleri) ele geçirdi. Bir kumpanya (şirket) kurup, “senevi 30 bin kuruş” gibi gülünç bir bedelle madenin üzerine yattılar.
Bahriye Nezareti (Bakanlığı) ile yapılan sözleşmeye göre, üretilen kömürün tümü Bahriyeye satılacaktı, dışarıya satışı yasaktı.
Kömür Kumpanyası salağa yattı, yatırım yapmadı, zaten amacı da madenin genişleyip büyümesini engellemekti. Bu yüzden yıllık üretim ancak 50 bin tonu bulabiliyordu. Hoş zaten Bahriye de aldığı kömürün bedelini düzenli ödeyemiyordu. Devletin kasası boştu.
Derken Kırım Savaşı (1854-1856) patlak verdi. Saray, bu kez madeni müttefikimiz olan İngiltereye teslim etti.
Yapılan anlaşmaya göre üretilen kömürler müttefikimiz olan İngiliz ve Fransızların savaş gemilerine tahsis edilecekti.
O dönemde havzaya biraz “fen” girdi, kömür üretimi yükseldi. İngiliz ve Fransız donanmasının yakıt ihtiyacı karşılandığı gibi fazla kömürler Osmanlı’ya satılmaya başlandı.
Savaş bitti, İngilizler çekip gitti.
Madenin yönetimi bu kez Bahriye nezareti’ne verildi. Madenin başına “mirliva” (tuğamiral) Dilaver Paşa getirildi.
Dilaver Paşa, iki yıl süren bir inceleme döneminden sonra 1848’den beri “başıboş” durumdaki madeni zapturapta almak için 100 maddelik bir yönetmelik çıkarttı. (Bu yönetmeliğin Türkçeleştirilmiş tam metni benim Taşkömürü Havzasının Devletçilik Dönemi ismindeki kitabımda ek şeklinde var).
Yönetmenlik için, devlet eliyle yaratılmak istenen kapitalist işletmeciliğin ilk örneklerinden birisinin ilk yazılı metni değerlendirmesi yapılabilir.
Şu ayrımla…
Yönetmelik, emeğe karşı şiddet ve cebir unsurları da içeriyordu. Örneğin yönetmeliğin 21. Maddesiyle, Kdz.Ereğli’ye bağlı 14 köyün 13-50 yaş arasındaki erkekleri madende çalışmaya zorunlu tutuluyordu. Başka yerlerden işçi alınması yasaktı ! İşçiler, iki grup halinde istihdam edilecekti. Grupların çalışma günü 12, günlük çalışma süreleri de 10 saatti.
Yönetmeliğin 24,26 ve 27. maddelerinde firar eden, hastalık bahanesiyle çalışma istemeyen işçilerin cezalandırılacağı belirtiliyordu. Öne çıkan ceza, iki kat ve ücretsiz istih
damdır.
Yönetmelikte kaza, tazminat gibi konulara değinilmiyordu. Sadece maden işletmecilerine işyerinde doktor bulundurması zorunluğu getiriliyordu.
Devam edeceğim.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








