
KAVALA,DREYFUS’LAŞIYOR MU?
28 Nisan 2022 22:49:37
Dreyfus Alfred.
1859 yılında Fransa/Mulhouse’da doğdu. Dokuma fabrikatörü varlıklı bir Yahudi ailesinin çocuğuydu.
Politeknik okudu (1882), daha sonra subay olmaya karar verdi. 1899’da Fransız ordusunda yüzbaşı rütbesi taşıyan bir subaydı.
Savaş bakanlığında çalışıyordu. 1894’te Alman askeri ateşesine Fransız ordusunun sırlarını satmakla suçlandı. 15 Ekimde tutuklandı, suçlu bulundu, 22 Aralık’ta Fransa’nın Guyanası açıklarındaki Şeytan Adası cezaevine atıldı. Cezası müebbetti.
Ordu içindeki Yahudi karşıtı ırkçıların tezgahıydı. İki aydan kısa bir süre içinde tamamlanan yargılama sırasında iddia makamı hiçbir somut delil ortaya koyamamıştı.
1880’ler Fransasında da, bugünkü Türkiye’de olduğu gibi, ırkçı/faşist gazeteler vardı. Onların en ünlüsü sayılan La Libre Parole’nin başını çektiği ırkçı basın cezayı savunan bir kampanya başlattı; geniş bir kamuoyu oluşturdu. Olay giderek tüm Yahudi cemaatini, Farnsa’ya sadakatsizlikle suçlayan bir boyuta tırmandırıldı.
Fransa’da da, günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi, özgürlükçü ve toplumcu aydınlar da vardı. Onlar kararı sineye çekmedi, değişik yönlerden araştırmaya başladılar. Zaman içinde Fransız toplumunda
Dreyfus’un cezalandırılmasını sorgulayan bir aydın kesim oluştu. Dreyfus’un suçlanmasına neden olan mektubun onun tarafından yazılmadığı bilgisine ulaşıldı sonunda. Mektubu ırkçı subay, binbaşı C.F. Esterhayzy’ın yazdığı anlaşıldı.
Olayı ortaya çıkartan yarbay Georges P, görevden alındı, olayın üzerine kapatılmaya çalışıldı.
Olayın karanlık bir olay olduğu iddialarının yayılması üzerine Dreyfus taraftarları giderek çoğalmaya başladı. 13 Ocak 1898’de Fransa’nın dünyaca ünlü romancısı Emile Zola, “J’Accuse” (Suçluyorum) başlıklı bir açık mektup yayınladı. Zola, mektubunda, orduyu, Dreyfus’la ilgili karardaki hatayı örtbas etmekle suçluyordu.
Zola’nın mektubu büyük yankıya yolaçtı. Fransa iki karşıt kampa bölündü:
Sorun, Dreyfus’un suçluluğu veya suçsuzluğu gibi kişisel boyutları aşmıştı.
Bir taraf, Dreyfus’un yeniden yargılanmasını istiyordu. Onun düzmece delillerle mahkum edilmesini; kişi özgürlüğü ilkesinin ulusal güvenliğe feda edilmesi şeklinde değerlendiriyor; olayı, cumhuriyetçi sivil otorite ile devletten bağımsız hareket eden askeri otoritenin çatışması olarak niteliyordu.
Yahudi düşmanı ırkçılar ise; olayı, ülkenin düşmanlarının orduyu küçük düşürme çabası olarak değerlendiriyordu. Onlara göre olay, uluslararası komünizm ve Yahudilik ile ulusal güvenlik yanlıları arasındaki çatışmaydı.
Uzatmayayım:
Dreyfus, bir takım olaylardan sonra yeniden yargılandı, aklandı ve orduya döndü. Fransa’nın en büyük ödülü olan Legion d’honneur nişanıyla ödüllendirildi. İkinci dünya savaşına yarbay rütbesiyle katıldı…
Irkçılar yenilmiş, özgürlükçüler kazanmıştı…
Dreyfus Olayı bugün de 1880’lerdeki önemini koruyor. Çünkü siyasi komploculuk günümüzde de başköşede…
**
Şuraya geliyorum…
Osman Kavala Olayını Dreyfus Olayı ile benzeştirebilir miyiz ?
Şöyle bir soyutlama yaparsak benzeştirebiliriz galiba:
Yahudi düşmanlığının yerine özgürlük karşıtlığını/otoriterizmi koyun.. Karşısına da Gezi’de simgeleşen özgürlükçüğü…
Kavala’nın yargılanmasındaki tuhaflıklar ile ömürboyu hapsini ekleyin…
Aydın kamuoyunun tepkilerini bir de…
Kavala Olayı bir Dreyfus olayı olmaya adaydır şimdiden.
Umarım sonu da benzer…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








