
KILIÇDAROĞLU’NUN MİSYONU !
14 Haziran 2026 00:36:46
Millet de demokrasi de, tarihin tanıdığı dördüncü toplumsal sistem olan Kapitalizmin yarattığıdır.
Sistemin temel karakteristiği de üretim araçlarının özel mülkiyetidir.
Kadınların oy hakkının bulunmadığı ataerkil antik Yunan demokrasisi bir yana koyacak olursak, demokrasi kavramı en berrak ifadesine ilkten kapitalizmle kavuştu.
Kapitalizmden önce millet kavramı İslam’da vardı, ama İslam topluluğu anlamına geliyordu. Toprak, dil, soy, Pazar ve kültür birliğine dayanan çağdaş milletler kapitalizmle birlikte doğdu.
Demokrasi, halk iradesi anlamına gelir, ama aslında bu bir aldatmacadır. Bir ülkede üretim araçlarının mülkiyeti hangi sosyal kesimin elindeyse patron odur !
Temsili seçimler teorik olarak halkın iradesini yansıtır, ama o irade gerçekte manipüle edilmiş bir iradedir. Bu irade çarpıtması kitle iletilişim araçlarıyla yapılır.
**
Güzelim ülkemiz de demokrasiyle yönetilen bir ülke. Yüzyılı aşkın süredir böyle . Çokları demokrasi kavramını çok partili yaşamla özdeşleştirir. Buradan kalkarak Türkiye’yi demokrasinin DP ile geldiğini savunur.
Oysa demokrasi bir altyapı sorunudur öncelikle, üretim araçlarının el değiştirmesi olayıdır. Bir başka deyişle üretim araçlarının mülkiyetinin yeni doğan sosyal sisteme ve onun kurucularına geçmesi olayıdır.
Demokratik devrim, toprağa bağlı köylülerin özgürleşmesini, üretim araçlarının devrimin önderi olan sosyal sınıfın eline geçmesi anlamına gelir.
Osmanlı’da başlıca üretim aracı olan toprak soyluların elindeydi. Başlıca üretici güç olan köylüler/reaya toprağa hukuken bağlıydı.
Cumhuriyet, reaya’yı özgürleştirdi, başlıca üretim aracı olan toprak kısmen köylülere verildi, ama daha çok devletin elinde kaldı. Çünkü ona sahip çıkıp işletecek sosyal bir sınıf henüz ortada yoktu.
Kurtuluş savaşı ve onu izleyen demokratik devrim, yukarıdan aşağıya kapitalizmin temellerini attı. Millet ve laik devlet böyle kuruldu.
Cumhuriyet devrimi bir sosyal sınıfa değil, asker ve sivil aydınların oluşturduğu bir öncü zümreye dayanıyordu, önder onlardı.
Belki ironiktir ama, çok partili yaşama geçilmesi, demokrasinin pekişmesi değildi, bir karşı devrimdi. İnönü’nün ikinci dünya savaşındaki oportünist çizgisı de bunda etkili oldu.
**
Bu bilinen seyleri tekrar etmemin bir nedeni var:
Türkiye bugün de demokrasiyle yönetiliyor, ama demokrasi liginin neresindeyiz gerçekte ?
Demokrasi teriminin diğer kalite göstergelerindeki erozyonu bir yana koyuyorum…
CHP’nin sadece fiziken değil, fikren de içinin boşaltılmaya çalışılması bile, demokrasi ligindeki yerimizi gösteriyor.
CHP, ilk, dünya savaşında, emperyalistler tarafından parçalanan, yağmalanan Osmanlı’nın enkazından laik cumhuriyeti çıkartan öncü siyasi partisidir.
CHP’nin Kılıçdaroğlu aracılığıyla fikrin de içinin kuşatılması demek, cumhuriyetin kurucu felsefesini yok etmek anlamına gelir. Yani tam bağımsızlık ideolojisini, gerçek demokrasiyi, çağdaşlığın bütün bileşenlerini…
Şı sıralar cumhuriyetin önder partisi yokolma tehlikesi içinde. Devlet Bahçeil’nin de dediği gibi bu bir parti içi çekişmesi değildir, milli sorundur, demokrasi sorunudur !..
Özel ve arkadaşları CHP’yi bırakmamalıdır. Hoş zaten CHP, bırakılacak partilerden değildir. Onu bırakmak Gazi Kemal’i ve onun eserini bırakmak anlamına gelir !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








