
ZEVK SİNEMASI
14 Ocak 2022 18:38:00
Çocukluk yıllarımın Zonguldak’ının ilk (ve uzun süre tek) sineması DP’li Hilaler kardeşlerin Zevk sinemasıydı. Şimdinin Emral Çarşısı’nın olduğu yerdeydi sinema…
Tepeden tırnağa ahşaptı Zevk sineması:
Girişin iki yanındaki üçerden altı loca, aşağı doğru eğimli zemine dizilmiş açılır-kapanır “koltuklar”, yan duvarlar…Zaman içinde kirden kararmış bordo yol halısı, Salonun koyukahve görüntüsü içindeki tek “renk”ti…
Sinema, o tarihlerde kalorifer filan olmadığı için, kış aylarında sobayla ısıtılıyordu. Salonun tek çalışanı olan “Çingen Bayram”ın görevleri arasında sobayı “canlı” tutmak da vardı..
“Çingen Bayram”, şenşakrak hergele bir herifti. Sobanın yandığı kış aylarında filmin en heyecanlı yerlerinde devasa sobanın tepesindeki kapağı açar, en az yarım teneke kömürü boca ederdi içine. O an koyu bir duman salonu kaplar, zaten sigara dumanları arasında özellikle arka sıralardan pek iyi seçilemeyen perde tümüyle kararır, filmin o heyecanlı sahnesi güme giderdi. Örneğin, Tarzan’ın Ceyn’i yamyamların elinden kurtarıp birlikte kaçarken, Tarzan’ın Ceyn’le birlikte tutundukları sarmaşığın kopması sahnesi…
Solonda kıyamet kopar, “Çingene Bayram”a küfürler savrulur, Bayram’ın ıslığına kadar sürerdi şamata…”Ulan” diye bağırırdı Şaban “biz sizi ısıtmak için burada burnumuzdan kan damlarken…”
“Yuh” sesleriyle susturulurdu Şaban.
Kimileri, “Çingen Şaban”ın patronlarının talimatıyla böyle yaptığını, amaçlarının meraklısına filmi yeniden seyrettirmek olduğunu ileri süren paranoyal teoriler üretirdi…
Bazen, tulûat tayatroları gelirdi Zonguldak’a. Bunların kimisi gezgin tiyatrolar olurdu, kerhânenin oralarda bir yere çadır kurup orada oynarlardı. Kimisi de, iyiceleri, Zevk sinemasında sahne alırdı…
Oyun başlarından çok önce ön sıralar tıklım tıklım dolardı. Bunlar tiyatroseverler değildi, dansözseverler olurdu. Oyun “facia” ise uyuklarlar, kimisi cigara üstünü cigara tüttürür, dansözü beklerdi.
Oyun biter, oyuncular bir-iki cılız alkışla uğurlanır. Kulaklar kapanan perdenin arkasındaki seslere açılırdı. Çalgı sesleri duyulunca salonda kıyamet kopar, sonunda dansöz, coşkulu alkışlar alkışlara karışan yuh’lar, küfürler arasında sahneye çıkardı…Dansöz çelimsiz bir kızcağızsa yuh’lar daha baskın olurdu. Tombulları azıcık göbekli dansözler revançtaydı…
Dansöz marifetlerini sergilerken kimisi yerli-yersiz alkışlar, kimi laf atardı:
“Kıvır yavrum, kıvır…Yandan, aşağıdan !..”
Derken dansözün “soyulması”na sıra gelirdi. Özellikle ön sıradakiler hep bir ağızdan tempo tutmaya başlardı:
“Aç, aç, aç !..
Dansöz ilkten başındaki tülü atar, daha sonra cepkenini çıkartır, binbir nazla kalçalarını örten tüllerini çıkarırken salon inlemeye başlar, sıra tam sütyene gelmişken sahne kararır dansöz perdenin arkasına kaçardı…
Salon öfkeden dalgalanır, “Çingen Şaban’ın salonu bıçak gibi dalip geçen ıslıklarına kadar kimisi küfreder, kimisi yuh çeker, kimisi alkışlar, tümü dansözü geri çağırırdı. Ama nafile !..
**
Bu yazıyı niçin yazdım, inanın ben de bilmiyorum. Güzelim ülkemizin içinde yuvarlandığı koşullar öylesine içimizi bunalttı ki, bu küçük anıyı, sanırım yetmiş yıl öncesinin günümüzden çok daha güleryüzlü, neşeli ve hoşgörülü bir Türkiye’yi çağrıştırdığı için anlattım…
Gökdelenlerimiz, metrolarımız, asma köprülerimiz, görkemli otoyollarımız, şıngır mıngır sinemalarımız filan yoktu ama, sosyal ilişkilerimiz, eğlence kültürümüz daha sıcak, daha hoşgörülü ve çağdaştı…İnanın o günleri arıyorum…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








