
ESKİ HAZİRAN’LARIN EREĞLİ’Sİ…
07 Haziran 2021 19:15:05
İlk gençlik yıllarımda yaz tatili programımızın olmazsa olmaz iki durağı vardı:
Gökgöl ve Ereğli.
Birkaç arkadaş, Haziran’ın ortalarına doğru giderdik Ereğli’ye…
Deniz sütliman’sa, kıçtan takma motorlu bir sandalla da gittiğimiz olurdu. Ama yazla birlikte başlayan Poyraz yüzünden deniz genellikle dalgalı olurdu; bu yüzden daha çok karayolunu tercih ederdik.
Karayolu demem, lâfın gelişi ! Eğri-büğrü, delik-deşik, başdöndüren virajlarla dolu berbat bir şoşeydi bu.
Ereğli-Zonguldak arasında çalışan yolcu otobüsleri kamyondan bozma döküntü şeylerdi. Yaz sıcağı otobüsün içini cehenneme döndürürdü. Otobüs, özellikle virajlarla dolu Gaca yokuşuna sarınca, arkasından korkunç dumanlar ve toz bulutları savurarak inlemeye başlar, ayrıca nereden geldiğini kestiremeyeceğiniz başka gürültüler kaplardı içeriyi…
Bayırın daha başında, yolcuların çoğu, (deneyimliler), çantalarından ceplerinden filân kesekağıtları çıkartmaya başlarlardı. Bunlar kusmuk torbası olarak kullanılırdı. O zamanlar naylon poşet filan olmadığı için, bu iş için kesekağıdı uygun görülürdü.
Daha bayırın ortasına gelmeden ilk vak’alar başgösterir, çok geçmez, tenor, bariton ve bas öğürtüler ile çocuk ağlamalarına ve avuç içlerinde gizlenen küfürlere karışırdı. Otobüsün sürgülü camlarının tümü de açık olduğu halde, kusmuk kokusu dayanılmaz hâle gelirdi. Cam kenarlarında oturanlar (biz deneyimliydik, cam kenarlarına otururduk hep) camdan sarkar “temiz”hava almaya çalışırdık. Temiz hava, lâfın gelişiydi ! Gelen-giden araçlar yüzünden yol toz-duman içinde olurdu genelde. Yol kenarlarında başka otobüslerden atılan çoğu patlamış kusmuk kesekağıtları görülürdü.
Bayrın tepesindeki çeşmeye yaklaştıkça öğürtüler eni-konu hafifler, bu kez de sürekli birinci viteste giden motor tuhaf sesler çıkarmaya başlar, kaputun kenarlarından dumanlar çıkardı.
Çeşmeye gelince herkes rahatlar; eller yüzler yıkanır; şoför ile muavini otobüsün kaputunu açar, kaynayan suyun yerine çeşmeden aldıkları buz gibi suyu akıtırlardı radyotöre.
Bazen, olur olmaz bir yerde lâstik patlardı. Lâstik patlarken ses çıkarır, hangi taraftaki lâstik patladıysa otobüs o yöne kaykılırdı.
Lâstik patlaması olağan karşılanırdı. Otobüs durunca yolcular sessizce iner, yol kenarındaki bir ağacın ve çalı kümesinin gölgesine oturur, çocuklar bir şeyler atıştırırdı. Anneler-babalar çocuklara çıkışır, önlerinde daha uzun bir yol olduğunu söyler, uyarırlardı:
“Tıkınıp durma ! Başka torba kalmadı !..”
Şoför ile muavin, kimseyi umursamadan, yüksek sesle küfürler savurarak sökerlerdi lâstiği. O tarihlerde lâstiklerin bir de iç-lâstiği vardı, patlayan da oydu zaten. Levyeyle lastik janttan ayrılır, iç-lastik dışarı çıkarılırdı. Bazısı siyah, bazısı kırmızı olurdu iç-lastiklerin ve genellikle yamadan görünmezlerdi !
Dışarı alınan lâstik, pompayla hafifçe şişirilir ve kuşkulanılan yerlere tükürülerek hava kaçağı aranırdı. Bulununca da yama işine girişilerdi. Yama, bir yüzü mantar, öteki yüzü lâstik, kibrit kutusu büyüklüğünde bir şeydi. Lâstiğin delik yerine yama bir küçük mengene ile sıkıştırılır, sonra cigarayla üstteki mantar tutuşturulurdu. Mantar için için yayılarak yanar, yarattığı ısı, altındaki lastik yamayı delik yere kaynatırdı.
Bu işlem bittikten sonra yamanın soğuması beklenir, daha sonra da lastik hafifçe şişirilip yeniden tükrük muayenesinden geçirilirdi. Yama tutmuşsa, dış lastiğin içine tıkıştırılır ve muavinin eziyeti başlardı. Muavin, devasa bir pompayla lâstiği kan-ter işinde şişirmeye koyulurdu. Şöyle böyle yarım saat sürerdi bu işlem…Şoför, lâstiğin iyi şişip şişmediğini tekmeleyerek denetlerdi.
Zonguldak Ereğli’ye gitmek ve dönmek bir maceraydı o yıllar…
Otobüs Köseağzına yaklaşınca camlardan içeriye mis gibi çilek kokusu dolmaya başlardı. Kırmacı’ya yaklaşınca çilek kokusu yoğunlaşırdı….
Bizim Ereğli’ye girmemizin nedeni de çilek yemekti zaten. İlkten Uzunkum’da denize girer, sonra çarşı hamamının oralardaki bir pidecide, kıymalı pide yerdik. O tarihlerde pidelerde margarin değil, tereyağ kullanılırdı.
Daha sonra pazaryerindeki köylülerden bir sepet çilek alır, yürüyerek Çınaraltına giderdik. Oradaki kır kahvesinde hem çileğimizi yer, hem de çay içerdik…
Haziran boyunca, kıyıdaki iskelede taka trafiği yoğun olur; biri giderken öteki yanaşır, Zonguldak’a ve İstanbul’a çilek sepetleri taşırlardı. Takalar, bu adı, mazotlu motorlarının çıkarttığı sesten alıyordu. Pat pat diye değil, tak tak diye korkunç gürültüler çıkartarak çalışırdı motorlar. Bazılarının bir direği ve yelkeni olurdu.
Dönüşte, uyarına gelirse, çilek takasıyla dönerdik Zonguldak’a…
**
Erdemir öncesinin Ereğli’si bir doğa harikasıydı. Unpazarı, tüccar-ağaların toprak zeminli ve sıra sıra zahire çuvallarıyla dolu dükkanlarıyla doluydu. Sokak Unpazarı adını da zaten o dükkünlardan almıştı.
Bazen, uzak köylerden gelen kırmızı paçalıklı köylü kadınlar görürdük. Yerel dilde bunlar “kanayak” ya da “kanayaklı” denilirdi. Kırmızı paçalıklar, uzaktan bakılınca, tarlalarda çalışanların hangisinin erkek hangisinin kadın olduğunu ayırmak içindi.
**
Erdemir Ereğli’ye çok şey getirdi: Ortaçağdan aldı, yakın çağa taşıdı. Yeni/çağdaş bir sosyal düzenin hem temelini attı, hem de temel kuruluşu oldu.
Bir başka deyişle, kentin doğası ile ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını değiştirdi.
Sanayileşme her yerde kentlerin yapısını değiştirir; ama, özgün değerlerini belirli ölçüde koruyarak.
Ereğli bunu beceremedi.
O kadar ki, Osmanlı seviciler kentin simgesi olan çilekten bile Ereğli adını attılar, yerine Osmanlı’yı getirdiler ! 6 bin yıllık kentin tabutuna son çiviyi çaktılar !..
Bu hoyratlığı, bu vefasızlığı içime sindiremiyorum.
Gençlik yıllarımda Zonguldak’tan Ereğli’ye çilek yemeğe gelirdik.
Uzun yıllardır Ereğli’de yaşıyorum, ama içimden çilek yemek gelmiyor artık. Hoş Ereğli çileği de yok, olan da belirli bir grubun tekeline geçti ya !
Yaşamım boyunca değişimden yana oldum, hâlâ da öyleyim. Ama bir istisna yok değil bu arada:
Eski Ereğli’yi içtenlikle özlüyorum…Hatta o maceralı Zonguldak-Ereğli yolculuklarını bile !
Özellikle o sımsıcak, hilesiz hurdasız insanları ile doğasını…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








