
MALAZGİRT VE 30 AĞUSTOS…
28 Agustos 2020 10:59:57
İktidar, Malazgirt zaferinin 949 .yılını Ahlat’ta geniş törenlerle kutladı. Ama, 30 Ağustos’a yasak getirdi.
Niçin?
Baştan alalım:
Malazgirt zaferinin kısa öyküsü şöyledir:
Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı hedef alan seferinde ilkten Halep’i ele geçirir, peşinden Mısır’a yürür (Mart 1071)
Bunu fırsat bilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, göçebe Türkleri Anadolu’dan çıkartmak amacıyla Slav, Gürcü, Ahbaz, Ermeni, Norman, Uz ve Peçeneklerden oluşan ordusuyla Doğu Anadolu’ya yürür.
Bunu haber alan Alp Arslan, Mısır seferini iptal edip Anadolu’ya yönelir.
Erzurum’da ordusunu ikiye ayırıp bir kısmını Gürcistan’a gönderen Diogenes, (bugün Muş’a bağlı bir ilçe olan) Malazgirt’e girer.
Selçuklu’ların öncü birlikleri Ahlat’ta Bizans ordusunun öncü birliklerini bozguna uğratır. Selçuklu ordusu ile Bizans ordusu, Malazgirt’te karşı karşıya gelir.
Alp Arslan, Diogenes’e barış önerisinde bulunur, ama önerisi kabül edilmez. Bunun üzerine çıkan savaşta, Büyük Selçuk’lu ordusu, Bizans ordusunu yener. Diogenes esir düşer. Tarih, 26 Ağustos 1071’dir. Zaferin kazanılmasında Peçenek ve Uz’ların saf değiştirmesi önemli rol oynar.
Malazgirt zaferi alelade bir zafer değildir. Çok önemli siyasi, sosyal ve tarihsel bir sürecin açılmasına yolaçmıştır. Zaferden sonra İran ve Azerbaycan’daki Türkmen boylarının, büyük kitleler halinde Anadolu’ya göçettiklerini biliyoruz. Alp Arslan, Türkmen Beyleri ile Emirlere Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde geniş topraklar verdi. Anadolu’daki ilk Türkmen Beylikleri bu süreçte kuruldu. Bu süreçte, Türkler, göçebelikten yerleşik düzene geçtiler. Malazgirt zaferi, Anadolu’daki Türk uygarlığının ilk tohumlarının atılmasının da önünü açtı. Bu dönem, Türk boylarının 9. ve 10. yüzyıllardan itibaren yaygın şekilde benimsemeye başladıkları islam ile Ortaasya kültürünün kaynaştığı, yeni bir senteze, Türk-İslam sentezine yolaçtığı dönem oldu.
Denilebilir ki, Malazgirt zaferi Anadolu’nun kapısını açtı bize: 30 Ağustos da çağdaşlığın…
Osmanlı Devleti ise, Osman Bey tarafından, 1299’da kuruldu. Osmanlı’nın Anadolu’daki Beylikleri kendi çatısı altına alma sürecinde, Türkmenlerle savaştıkları bilinen birşeydir.
Bilindiği gibi, islam, öteki semavi dinler gibi Arabistan’da 7.yüzyılda doğdu. İslamı ilk kabül edenler putperest Araplardı. Kur’an da eski arapça ile yazılmıştı.
Türklerin yaygın şekilde islamı benimsemeye başlaması ise 9 ve 10.yüzyıllarda oldu. İslamı benimseyen ilk Türk Beyliği, Karluklar’dı. Onu Yağma ve Çiğli Türkleri ile Selçuklu devletini kuran Oğuz Boyları izledi. İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı devleti 9.yüzyılda (840), Büyük Selçuklu devleti de II.yüzyılda (1037) kuruldu.
1299’da kurulan Osmanlı devletinin ise,Türk-İslam Sentezini rehber kabül ettiğini söylemek zordur. Osmanlı’da Acem ve Arap kültürü ağır basıyordu…
00
Aklıma şöyle bir soru geliyor:
Arkadaşların Malazgirt savaşına ve sonraki sürece son yıllarda yakın ilgi duymaya başlaması, bu arada Türklerin Ortaasya geleneklerine sahip çıkmasının, ABD’nin dayattığı Ilımlı İslam’dan Türk-İslam sentezine kaymakta oldukları anlamına mı geliyor? Ayrıca, böyle bir yaklaşım sözkonusu ise, bunda iktidarın ortağı MHP’nin de rolü var mı?
Yoksa, son günlerdeki Türk-Yunan gerginliğinin tarihe atfen güncellenmesi ve parmak sallanması olayı mı bu?
Emin değilim.
00
Gelelim 30 Ağustos yasağına…
Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel ve toplumsal gelişim/değişimin bir ürünü. Dağıtmış, yıkılmış, esir düşmüş Osmanlı Devletinin içinden çıktı; ama, sadece biçimsel bakımdan.
Osmanlı, tarihsel/toplumsal gelişmenin gerisinde kalmıştı. 18 ve 19.yüzyıllarda Batı’da feodal devletlerin yerini sanayi kapitalizmine dayanan çağdaş (laik) devletler almaya başlamıştı. Ancak, Osmanlı’nın iç dinamikleri böyle bir yapı kurmaya elverişli değildi. Aksi olsa zaten o da şu veya bu şekilde yeni toplumsal ilişkilere dayanan çağdaş bir devlete dönüşürdü.
Denilebilir ki Osmanlı, tarihsel ve toplumsal bir kategori olarak ömrünü tamamlamıştı.
Türkiye Cumhuriyetinin kurulması, tarihte ilk kez, Türklerin milletleşme ve bunun zorunlu sonucu olarak çağdaş bir devlet kurma olayıdır. Özgün bir olaydır bu. Cumhuriyetin, toplumsal devrim değil, milli devrim sonucu kurulması özgünlüğün temel karakteridir.
Arkadaşlar bunu anlayamıyor. Onlar, Osmanlı’yı türkiye Cumhuriyetini kuranların yıktığını zannediyorlar. Hayır. Osmanlı’yı kimse yıkmadı, kendisi çöktü! I. Dünya savaşı çöküşü hızlandırdı.
Arkadaşların milli bayramlara sırtlarını dönmelerinin, çağdaş Türk devletinin kurucularını yadsımalarının nedeni bu! Bir tür hesaplaşma…13 değil, 21.yüzyılda yaşadıklarının farkında değiller!
Dikkat ediniz, muhalefetten hiç kimse Malazgirt zaferinin yıldönümünün kutlanmasına karşı değil. 30 Ağustos’un yasaklanmasına karşı! Bir de yılda iki gün sürecek bir etkinlik için saraylar/külliyeler inşaa edilmesine, savurganlığa karşı!..
Şunu da söyleyeceğim:
Yönettiği ülkenin bağımsızlık savaşının zaferini kutlamayan iktidar olmaz. Çünkü yönettiği devlet, o zaferin getirdiği/kurduğu devlettir! Saygı duymadığınız Atatürk, size yönettiğiniz devleti armağan eden kişidir.
Türkiye’ye layık olmak istiyorsanız, yüzünü geleceğe dönmelisiniz, geçmişe değil! Geri vitesteki bir araç ilerleyemez!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








