
BUZDOLABI MUHABBETİ…
15 Agustos 2020 23:57:43
Güzelim ülkemizdeki buzdolabı muhabbeti, çok basitleştirerek söylemeyi göze alırsak, aslında, Batı’nın, Türkiye’yi nasıl ve ne yollarla soyup soğana çevirdiğinin de tarihidir bir bakıma.
Gelişen/sanayileşen ülkeler, sanayileşemediği için gelişemeyen ülkeleri iki yoldan avuçları içine alırlar.
İlkten, mamül madde ihraç ederler.
Sonra, o mamül maddeleri, yerinde üretmek için sermaye ihraç ederler.
İlki, ticaret sömürüsüdür, ötekisi emek sömürüsü. İkisi iç-içedir.
O gün bugün ya da 19. Yüzyılın sonlarından bu yana, ikili sömürü güzelim ülkemizde de sürüp gidiyor…
Osmanlı da 1. Dünya Savaşı öncesi, Batı’nın mamül madde pazarlarından birisiydi. Ancak halk çok fakirdi, Batı’nın “lüks” sanayi ürünlerini ancak seçkin aileler alabiliyorlardı. Bunlar ithal olduğu için pahalıydı. Saray çevresi ile ticaret burjuvazisinin yaşam alanları içinde kalıyordu daha çok.
Benim buzdolabı ile ilk karşılaşmam, ikinci savaş yıllarının sonlarına doğru olmuştu:
Çocuktum. İstanbul Taksim’de oturan annannemin evinde de bir buzdolabı vardı. Kocaman, hantal bir şeydi. Fildişi rengindeydi. Kocaman bir kapıkolu vardı. Geleneksel şekilde, mutfağa değil, yemek salonuna konulmuştu. Ev ahalisi buzdolabı değil, Fransızca bir sözcük olan ve soğutucu anlamına gelen frijider şeklinde şözederdi ondan…
Bir tür sosyal statü simgesiydi. Bir de piyano…
00
1940’lı yıllar, Batı’nın, topu-tüfeği, malları ve sermayesiyle çevremizde gezindiği, kapımızı zorladığı bir dönemdi…
Savaş dışındaydık, ama halkın büyük bir çoğunluğu çok fakirdi. Emperyalist kuşatma altındaydık…
Savaş dışıydık, ancak yine de savaş zenginleri türemişti.
İsmet Paşa hükümeti, hem, bizi de savaşa sokmak isteyen Batılı devletlerle mücadele ediyordu, hem de karaborsayla, tefecilikle, ihtikarla savaşıyordu.
Daha savaş bitmeden batı, çok partili yaşamı dayatmıştı. Türkiye, savaş ile demokrasi (!) seçeneklerinin kıskacına alınmıştı.
Dayatma başarılı oldu. Cumhuriyet devriminin ipi çekildi.
1950’de Menderes iktidara geldi. O tarihten itibaren Batı’nın mamül malları akmaya başladı ülkeye…Yıllar geçecek bu kez montaj sanayii adı altında sermaye ihracı başlayacaktı…
Hala sürüyor bu.
Batı sermaye koyuyor, yerli işbirlikçileriyle örneğin otomobil, beyaz eşya, vb. üretiyor…
Kime satacak bunları peki ? Öncelikle içeriye !
Kültür emperyalizmi burada devreye giriyordu.
Halk, çeşitli şekillerde, Batı’ya, onun ürettiği ürünlere özendiriliyor, bir sosyal statü yarışına sokuluyordu.
Mis gibi karafırın ekmeğinin yerini o süreçte rafine undan yapılmış francalar almaya başlamıştı. Endüstriyel giyim kuşam, el zanaatlarını hızla yokediyordu…
Batının mamül maddelerine özendirme yarışı Menderesi’n ardılları tarafından da körüklendi. Evlerde buzdolapları, pikaplar, gıcır gıcır radyolar filan çoğalmaya başladı.
Zamanla otomotiv, beyaz eşya, TV, cep telefonu bilgisayar cennetine döndük !
Ahali zaman içinde, Batı’nın mallarıyla kaynaştı,ama, fakirleşmed
en kurtulamadı bir türlü. Çünkü azgın bir sömürü altındaydı… Durmaksızın borçlandırılıyordu…
Buzdolabı, öncelikle o, güzelim ülkemizin yarısömürgeleşmesinin simgelerinden birisidir.
Bugün herkesin evinde buzdolabı var. Şakır şakır otomobil, TV, öteki beyaz eşyalar, konfeksiyon vb. satılıyor.
Gelgelelim ahali gırtlağına kadar borç içinde hala. Buzdolapları, savaş yıllarında olduğu gibi, yarı boş…
Yarı-boş buzdolapları, zenginliğin değil, sömürünün, fakirliğin simgesi haline geldi…
Bugün, çok elektrik tüketiyor diye, buzdolaplarını yarı-zamanlı çalıştıran aileler var, hatta fişini tümüyle çekenler…
Bundan haberiniz var mı ey Türkiye’yi yönetenler ?
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








