
BABALAR GÜNÜ’NDE BABAM…
22 Haziran 2020 19:53:13
İnsan yaşamı düz bir çizgi izlemiyor; inişli çıkışlı, ebruli bir süreç bu. İyi ki de öyle: Yoksa yaşam çok monotonlaşır, çok tatsız hale gelirdi.
Yaşamı anlamlı kılan mücadeledir. İnsan, yaşam süreci içinde, kendisi dahil her şeyle mücadele eder.
Güçlü olan ayakta kalır.
Güç ?
Doğaya, topluma, yakın sosyal çevreye uyum sağlama ve bu şekilde kendisini yeniden yaratma yeteneğidir.
Darwin ne de güzel anlatır bunu…
00
Her Babalar günü’nde zihinsel bir refleksle babamı, babam Ahmet Naim Çıladır’ı düşünürüm:
Yazarların, sanatçıların yaşamları daha bir keskin hatlı, daha bir inişli çıkışlı, daha bir çelişkilerle dolu bir yaşamdır. Ben bunu babam Ahmet Naim’den bilirim:
O da, hemen bütün sanatçılar gibi, çelişkilerle doluydu.
Belki de yaşamı dolu dolu yaşama hırsı ve yeteneğiyle ilgili bir şeydi bu. Yaşamı dolu dolu yaşamak da bir sanattır. Bunun parayla pulla ilgisi yoktur.
Babamı, bazen jilet gibi bir smokinle bir garden parti’de ya da baloda; bazen işçi tulumu ile kömür ocaklarının içinde görebirdiniz… İkisini de rahatlıkla taşırdı.
Hikaye ve romanlarında, daha çok kömür ve toprak emekçilerini konu alması ile özellikle hikayelerinde ölüm temasının ağır basması yaşamının mavi-beyaz süresinde mavilerin ağır basmasıyla ilgiliydi. Mavi yakalıların yaşamı daha çok çekerdi O’nu.
1930’lu-1950’li yıllar O’nun en verimli yıllarıydı. Bu yirmi yıllık zaman dilimine; öyküler, romanlar,araştırmalar, radyo ve sahne oyunları çeviriler, binlerce makale sığdırdı.
Sabahın ilk ışıklarına kadar deli gibi çalışırdı. Bazen gözleri isyan ederdi. O zamanlar asitborik katılmış ılık suda ıslattığı pamuklarla gözlerine mesaj yapar, yeniden otururdu daktilosunun başına. Bazen de, gözleri kapalı keman çalardı. Tomiçka’yla (minnacık bir bozayı yavrusuydu bu, Devrek ormanlarında köylüler annesini vurmuş, rastlantı olarak Devrek’te bulunan babam onu alıp eve getirmişti) oynardı.
Tomiçka ve tom (kangal cinsi bir köpekti) evin neşesiydi…
Babam, birkaç kez evlenip boşanan zarif bir çapkındı da…
Hikaye, nuvel, roman ve çevirileri ile röportajlarının çoğunu Sedat Simavi’nin Yedigün’ünde yayınlardı. 1940’lı yılların en popüler dergisiydi Yedigün.
Kimi hikayelerini de Yeni Adam, Yurt ve Dünya gibi sol içerikli dergilerde yayınlardı. Bunlara O, “siyasi hikayelerim” derdi.
Yedigün’de yayınlanan Toprağa Dönüş ismindeki romanının kitaplaşması için çok mücadele etmiş, ancak bunu başaramamıştı. Sedat Simavi’nin çabası bile yetmemişti buna. Devrin ünlü yayınevleri, romanı “aşki” olmadığı için başmamışlardı.
(Toprağa Dönüş’ü, hikayeci dostum Hürriyet Yaşar uzun yıllar sonra arşivinden çıkartıp Can Yayınlarına verdi. Babamın bir çalışmasını da basan Can Yayınları romanı listesine aldı, ancak nedense son anda basmaktan vazgeçti. Daha sonra Evrensel Yayınları yayınlamak istedi. Ancak bu kez Yayınevi kapatıldı. Korona salgınından önce romanı bu kez de Doç.Dr.Rahşan İnal dostumuz Kor yayınları içinde basmak istedi, ancak, salgın onun da önünü kesti. Bu romanda bir şey var. İkinci kez günyüzüne çıkmak istemiyor sanki. Oysa, toplumsal gerçekçi akımın gerçekten çok iyi çalışmalarından birisi bu…)
Babamı iki şey yıktı 1950’ler ile 60’larda…
Abim Farabi’nin 19 yaşında kalpten ölmesi.
Ve benim sağlık sorunlarım…
O süreçte hikaye-roman yazmayı bıraktı. Kendisini içkiye verdi.
Yerel gazetelerde vakit öldürdü. Arada bir YÖN gibi dergilere yazı gönderse de, yazarlık ve sanat yaşamı tükenmişti…
Peşinden (1967’te) ölüm geldi. 63 yaşındaydı.
O’u çok özlüyorum…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








