
ASIL SORUN…
03 Haziran 2020 18:57:54
Gündemde ne var ?
Kamu bankalarının dağıtmaya başladığı düşük faizli krediler…
Faizler öylesine düştü ki, kamu bankaları eksiye çalışmaya başladı: Dağıttığı kredilerin faizleri, mevduata ödediği faizlerin altında kaldı.
Bu nasıl oluyor, daha doğrusu neden oluyor ?
Baştan başlayalım:
Marksist Ekonomi Sözlüğü’nde kredi şöyle tanımlanır:
“Faiz sermayesinin hareket biçimi.”
İki büyük kredi kategorisi var:
Tüketime verilen kredi ile ekonomi ya da girişimlere/üreticilere verilen kredi.
Bizimkiler, son kredi paketini de tüketicilere açtılar. Çünkü onların temel ekonomi politikası, tüketime dayalı bir model. Arkadaşlar üretmeyi sevmiyor…
Zaten bir iktidarın kredi politikası, ekonomik ve mali politikasının en önemli unsurlarından birisidir.
Peki kamu bankaları bu kadar parayı nerden buluyor ?
Genel kural olarak krediler, bankalara yatırılan mevduattan sağlanır.
Oysa, pratikte bu kurala uyulmaz; bankalar, özellikle kamu bankaları, mevduatın üzerinde kredi verirler. Peki bu para nereden gelir ? Merkez Bankasından. Merkez bankası, bankalara belirli bir faizle borç verir; verdiği borcun faizine de politika faizi denilir. Politika faizi düşerse, kredi faizleri de düşer, piyasa paraya boğulur.
(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politika faizinin düşürülmesi için Merkez Bankası’na yaptığı ısrarlı “telkinler”bilinmeyen bir şey değildir.)
Son kredi paketine özetle şöyle eleştiriler yöneltilmeye başlandı:
“İşsiz sayısı 16 milyona çıktı. İcralardaki dosya sayısı 20 milyonu aştı. Ahalinin önemli bir kısmı açlık sınırının altında kalan bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu koşullarda kredi paketleri açmak, yani halkı daha fazla borçlanmaya teşvik etmek vicdani bir politika değildir…”
Sermaye düzeninin itici, yönlendirici kaynağı paradır, vicdan değil ! Para karşısında ahlak değerlerin öne çıkması, kapitalist ekonomi politiğin doğası ile çelişir.
Şu sıralar halkta para yok. Halkta paranın bulunmadığı koşullar, tüketici kredisinin pompalanmasına en uygun koşullardır.
Arkadaşlar, ekonomik bakış açıları gereği onu yapıyorlar. Amaçları piyasayı (para trafiğini) hareketlendirmek…
Peki, krediye abanan ahali nasıl ödeyecek bunları ?
Bir kısmı öden (e)meyecek. Büyük bir kısmı ise, elde kalan son kırıntılarla, iflaslarla, dağılan ailelerle, borç intiharlarıyla “ödenecek”. Sistem yoluna devam edecek…
Soruluyor:
Devam edebilir mi ?
Hem teoride ve hem de pratikte etmemesi, edememesi gerekiyor. Ama henüz tüm çarelerini tüketmiş değiller. Şimdilik bir kolpasını bulup sıyrılıyorlar…
Güzelim ülkemizin çok sorunu var. Ama sorunların başında sosyal bilinç yoksunluğu yatıyor. Ahalinin asgari yarısı, çektiği bunca eziyete rağmen; yeteneksiz, bencil, savurgan, buyurucu iktidarları destekliyor. Bunun nedenleri üzerinde durmaksızın şunu söyleyeceğim; bir tür stocholm Sendromu bu. Kendisine eziyet edene sevgi/sempati duyma psikozu…
Avrasya Şirketinin son yaptığı kamuoyu yoklamasından da ilk sırada AKP çıktı örneğin. Gerçi oyu yüzde 34’e gerilemiş, ama hala en çok destekçisi olan parti. Ayrıca, sadık ortağı ile birlikte hala başa oynayabilecek konumdalar.
00
Ucuz krediye hücum, ekonomik iflasın sosyal alandaki izdüşümüdür. Sistem çöktü. Ama ahalinin asgari yarısı, sistemin çöktüğünün farkında değil; ucuz kredi kuyruğunda; tıpkı, borçla ayakta durmaya çalışan iktidar gibi, günü kurtarma peşinde; dahası, sırtındaki son ceketini de sonunda vermek zorunda kalacağını bile bile !..
Bu kesim de uyanıncaya kadar, güzelim ülkemizin iki yakasının bir araya gelmesi zor olacak !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








