
KUYUDAN GELEN SES
29 Mayis 2020 22:21:07
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Demokrasi Adası”nı birlikte açmışlar…
Demokrasi adası ?
Yassıada. Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun asılarak idam edildikleri ada…
Adanın fotoğrafına baktım, tıkış tıkış bina. Eski hali daha güzeldi, yeşillikler içindeydi…Adaya, çeşitli tesislerin yanısıra bir de otel dikmişler. Anlaşılan, turistik geziler için de kullanılacak ada…
Gazetedeki fotoğrafların birisinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli yan yana görülüyordu…Fotoğrafa bakarken, kopup gitmişim; gençlik yıllarıma…
1960’ın 27 Mayıs’nı 28 Mayıs’a bağlayan gece…
Aile, Aga Marka güngörmüş radyonun başında toplanmış…
Radyonun hoparlöründen, kuyudan gelir gibi boğuk bir ses yükseliyor:
“Türk Silahlı Kuvvetleri konuşuyor…”
Peşinden yine o kuyudan gelen ses, Milli Birlik Komitesi’nin bildirisini okumaya başlıyor:
Türk Silahlı kuvvetleri idareye el koymuş…
Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan tutuklanmış öteki; “düşükler”de kitle halinde derdest ediliyormuş…
Bildiriyi okuyan, daha sonra idamlara karşı çıktığı için gözden düşüp MHP’yi kuracak olan kurmay albay Alparslan Türkeş’ti. Türkeş, aklımda kaldığına göre, aynı zamanda darbeyi gerçekleştiren general ve albayların oluşturduğu Milli Birlik Komitesi’nin de üyesiydi…
o o
Babam Ahmet Naim Çıladır, Yenice paketinden bir sigara çıkartıp yaktı. Yüzü kıpırtısızdı. Ne hüzün vardı, ne sevinç…
Babam darbelere karşıydı. Ama, DP’nin terörüne de karşıydı. Sonraları bana, en çok, hikayeci dostu ve DP’nin adalet bakanı Samet Ağaoğlu’nun tutuklanmasına üzüldüğünü söylemişti…
Babam, İsmet Paşa’nın Zonguldak kömür madenini İkinci Büyük Savaş (1940-1948) yıllarında “zapturapta” almak için aldığı çok sert önlemlerin yakın tanıklarından birisiydi.
Türkiye savaş içinde değildi, ama savaş ekonomisi koşulları içindeydi. Ekmek karneyle veriliyordu, göreceli bir kıtlık vardı. Milli Şef, madende çalışan tüm işçilere çalışma zorunluluğu getirmişti.
Askerlik çağına gelmiş köylüler, muhtarların hazırladığı listelere göre sevk memurları tarafından jandarma gözetiminde madenlere sevkediliyordu. Madende çalışmak istemeyen işçileri zorla madene getirmek için bir de Tahkimat (Destek) Komutanlığı kurulmuştu. Çalışma koşullarının ağırlığına dayanamayan işçiler arasında ayak ve el parmaklarını kesenler, bu şekilde madende çalışamaz raporu almaya çalışanlar görülüyordu. Jandarma baskısı dayanılmaz boyutlardaydı. Adam kayırma, rüşvet, maden kaçaklarının ailelerine yapılan inanılmaz baskılar, havzayı bir esir kampına çevirmişti.
Bürokrasi altın çağını yaşıyordu öte yandan…
Zonguldak, devlet içinde devlet gibiydi: Bayrağı “kömür olayı”ve ortası delikli parası bile vardı…
“Taşkömürünün Devletçilik Dönemi” (2018, Kuledibi yayınları) kitabımda ayrıntılı olarak anlattığım bu dönem, birçok emekten yana aydını olduğu gibi babamı da 1946’da kurulan Bayar-Menderes ikilisinin Demokrat Partisi’ne yaklaştırmıştı. DP’nin ileri gelenlerinin “demokrasi” çığlıkları Zonguldak’ın aydın çevrelerinde olumlu yankıya yolaçıyordu.
Zonguldak’ın ilk maden işçileri sendikası da o dönemde, 1946’da kurulacaktı. Sendikanın tam adı, Maden Havzası İşçileri Sendikası’ydı. Örgütlenme şeması, Komünist Partilerinin örgütlenme şemasına benziyordu: Başkan yoktu, genel sekreter vardı. İlk kongresinde de genel sekreterliğe babam Ahmet Naim Çıladır seçilecekti.
Tahmin edileceği gibi sendika uzun ömürlü olmadı. İsmet Paşa, 1946’daki ünlü komünist tevkifatı sırasında, sendikayı TKP ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle kapattı.
Babam dahil Zonguldak’taki emekten yana aydınlar, bu kez demokrasi isteyen, emekçi haklarının yanında gözüken, iktidara gelmeleri halinde çalışma zorunluluğunu kaldıracaklarını vadeden Demokrat Parti’nin saflarında yer aldılar.
Ancak, DP, iktidara geldiği 1950 yılından sonra tavrını değiştirecek, 1950’li yılların sonlarına doğru Milli Şef dönemine rahmet okutan baskıcı politikalar uygulamaya başlayacaktı. Başta babam olmak üzere baskılara karşı çıkan aydınlar susturulacak, bu arada babam, müfettiş olarak çalıştığı EKİ’den kovulacak, ancak hikayeci dostu ve Adalet Bakanı Samet Ağaoğlu’nun çabasıyla yeniden işine dönebilecekti.
Zonguldak’lı emekten yana aydınların da DP ile yakınlaşması, tıpki ilk sendika gibi, kısa ömürlü olacaktı…
o o
Günümüze döndüm…
“Başbuğ” diye anılan Türkeş ilkeli bir politikacıydı. Siyasal yaşamı boyunca yalpalamadı. Koltuk ve oy hesapları uğruna kimseye yanaşmadı, doğru bildiği yolda yürüdü…
Türkeş hayatta olsaydı, AKP’nin stepnesi olmayı asla kabul etmezdi, buna eminim.
Bir de Bahçeli’ye bakın…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








