
ÖZELCİLİK BÖYLE BİRŞEY İŞTE !..
24 Eylül 2018 22:03:25
Hattat’ların HEMA’sı, Amasra’daki ocaklarında çalışan maden işçilerinden 206’sını kapının önüne koymuş. Tazminatı filan bir yana koyalım, işçilerin iki aylık maaşları ile bayram ikramiyelerini ve öteki sosyal haklarını da ödememiş…
Gerekçe, “mali sıkıntı”…”
Bu bir kapitalizm klasiğidir. Mali sıkıntının öteki adı, “karlılıkta azalmadır…”
Çünkü, Hattat’ların da, kapitalist işletmeci olarak, üretim umurlarında değildir. Onların amacı, daha çok üretim değil, daha çok kardır. Sistem, üretimi kara araç kabul eder çünkü… Kar yoksa, üretim de yoktur. Haliyle üreten işçiye ihtiyaç da…
Amasra’da olan bu.
Şu da var elbette:
Hattat’lar da süregiden ekonomik krizden etkilenmiş olabilir.
Bu nedenle “küçülme” kararı almış olabilir. Karından feda edeceğine işçileri bu yüzden kapının önüne koymuş olabilir…
Ama, krizi bahane edip, üretimi zorlayarak daha az işçiyle aynı işi (kömürü) çıkartma yolunu da tutmuş olabilir.
Bilmiyoruz…
Burada önemli olan, emek-sermaye çelişkisinde her zaman okkanın altına gidenin emek olduğu gerçeğidir…
Sonra ne oluyor ?
İşten atılan işçiler, hiç değilse ödenmeyen maaş ve ikramiyelerini almak için Hema’nın sahibi Hattat’ların Taksim Tarlabaşı’ndaki yönetim binasının önünde toplanıyor…
Bu arada işçilerin üyesi olduğu Genel Maden İşçileri Sendikası da kalabalık bir heyetle işçileri ziyaret ediyor, peşinden uzlaşma turuna çıkıyor…
Sendika, işçilere önderlik yapacağına, eylem koyan işçiler sendikaya önderlik yapıyor Türkçesi ! Sendika, eylemin ziyaretçisi !..
Bundan sonra ne olur ?
Eylem şöyle veya böyle kırılır, ola ki üç-beş işçi geriye alınır, sonra başa dönülür…
Kısır bir döngüdür bu…
o o o
Ta 1990’lı yıllardan bu yana, bir devlet işletmesi olan TTK’nın bünyesine özel şirketler sokulmasının yanlış olduğunu söylüyoruz; makaleler, kitaplar yazıyoruz…
Kimsenin umurunda değil !
Bizim taşkömürü madenimiz, 1848’den 1936/40 aralığına kadar yabancıların ve yerli azınlıkların elinde kaldı.
Cumhuriyet devriminden sonra Kemalistler ya da milli hükümet, 1923 İzmir İktisat Kongresinde alınan “karma ekonomi” modeline koşut olarak kömür madeninde de yerli ve yabancı sermayeden yararlanma yolunu tuttu. Olmadı. 1929 Dünya Krizinin de etkisiyle, 1936/40 aralığında yabancı sermaye millileştirildi, çoğu yerli azınlıkların elindeki tüm özel ocaklar kamulaştırıldı. TTK (o zamanki adıyla EKİ) kuruldu. Kömür madenciliğinde devlet tekeli dönemi başladı. Çok da başarılı işlere imza konuldu…
Ne zamana kadar ?
1988’lere, özelliklede Özal’ın neoliberalizme teslim olup devlet işletmelerinin ipini çekmeye karar verdiği 2000’li yıllara kadar…
“ Atıl ocakların üretime kazandırılması ” dümeniyle start verilen özel işletmecilik (ki rödovans=kiralama adıyla anılır) TTK’nın ve madenin içine bir kurt gibi girip sistemi yemeye başladı.
Sonuç mu ?
Türkiye, 35 milyon ton kömür ithat ediyor bugün.
Demir-Çelikler de 6-7 milyon ton taşkömürü…
Zonguldak’ta üretilen taşkömürü, 700 bini TTK’dan, 200 bini de özel ocaklardan olmak üzere sadece 900 bin kilo !
Oysa 1940’lı yıllarda 3-4 milyon ton arasında yıkanmış kömür üretiliyordu Zonguldak’ta…
Birileri milli/yerli filan demiyor mu, ithalat rakamlarına, kömür madenimizin içler acısı durumuna dahası yeraltındaki 2 milyar ton kömüre bakıp, “olmaz böyle şey” diyorum.Öfkeleniyorum…
o o o
HEMA olayı ne ilktir, ne de son olacak.
Ta ki taşkömürüne devlet tarafından adam gibi sahip çıkılıncaya kadar…
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








