
TEK ÖLÇÜM…
17 Temmuz 2017 22:04:21
Deneyimlerimle bilirim:
Hiç kimse, eleştirilmekten hoşlanmaz.
Eleştiri, genellikle, “kötüleme” olarak algılanır.
Buna, düşünce özgürlüğü, demokrasi filan diye attıkça mangalda kül bırakmayan politikacılar da dahildir, hatta onlar önceliklidir.
Eleştiri-özeleştiri kültürünü beyinsel kalitenin turnusolu sayan en baba enteller keza…
Herkes, eleştiri hakkını savunur, ama eleştirilerden ödü kopar.
Eleştiri, yasak meyve gibidir. Isırdınız mı, toplumdan şutlanırsınız !..
Oysa eleştirinin amacı, yanlışları eleyip doğruları ortaya çıkartmaktır.
Biz gazetecilerin işi bu !
Gazeteciler bu yüzden sevilmezler…
Eleştiri sözcüğü basınla öylesine iç-içe geçmiştir ki, yalaka basın bile zaman zaman beslendikleri çevrelere kaş çatar, sitem eder…
Çünkü onlar da bilir ki, muhalefete karşı kullandıkları sınır tanımayan eleştirel tavırları, arada bir dengelenmezse, yalama olur ! İplenme oranı dibe vurur…
Özellikle politik çevrelerde eleştirilere karşı iki tavır geliştirilmiştir:
İdeolojik/siyasal tavır ile bireysel tavır.
İktidarı mı eleştirdiniz ?
Komünist, FETÖ’cü, PKK’lı, CHP’li filansınızdır…
CHP’yi mi eleştirdiniz ?
İktidar yalakası, demokrasi ve Atatürk düşmanı filansınızdır…
MHP’yi mi eleştirdiniz ?
Türk düşmanısınızdır !
HDP’yi mi eleştirdiniz ?
Faşistsinizdir !..
Öteki tavır, eleştirileri kişiselleştirme tavrıdır.
Şuna buna iki laf mı çaktınız ?
Avanta istemişinizdir, verilmeyince kaleme sarılmışsınızdır !..
Yok, övgü varsa, arkasında mutlaka avanta da vardır…
Kabul etmeliyiz ki, basın da buna çanak tutar. Çünkü genelde haysiyetsiz ve avantacıdır.
Öyle olmayanlar da, yukarıdaki iki tavrın kurbanı olur.
Dürüstçe yapılmış eleştiriler güme gider böylece…
o o o
Ben bunu kendimden bilirim…
Elli küsur yıldır yazı yazan bağımsız toplumcu bir yazarım.
Sağ iktidarlara hep karşı oldum. AKP iktidarına da…
Ama, sözgelimi AKP’nin/Erdoğan’ın PKK ve FETÖ’ye karşı verdiği mücadelenin de destekçisiyimdir. Çünkü, ülkenin ve halkın çıkarlarını koruyan haklı bir mücadele bu…
Etiket hazırdır, şak diye yapıştırırlar alnınıza:
Erdoğancı !..
Referandumda hayır oyu verilmesini istedim; referandumdan sonra Kılıçdaroğlu’na yönelik Baykal komplosuna karşı çıktım. Adalet Yürüyüşü’nü destekledim… Vaktiyle çok eleştirdiğim Kılıçdaroğlu’nu alkışladım bu kez…
Zihinlerde şekillendiğine emin olduğum etiket hazırdır:
Terörist !..
Değerli dostum Perinçek’in, iki akademisyenin açlık grevi ile gazeteci tutuklamalarını “tali mesele” olarak değerlendirmesini ve Adalet Yürüyüşüne karşı çıkmasını eleştirdim.
Etiket:
Liberal Dönek !..
Ereğli belediyesinin CHP’li dönemini eleştirdim. Ayrıca AKP’li Uysal’ın yaptığı iyi şeylerin altını çizdim. Çünkü CHP’li belediye rantçıydı, Uysal halkçı.
Etiket:
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı ! Avantacı !
Örnekleri çoğaltabilirim…
Bu “karmaşık” tablodan şöyle bir soru çıkıyor ortaya:
Ben mi dengesizim, yoksa etiketçiler mi ?
Benim ölçüm şu:
Yapılan/söylenen ülkenin ve halkın çıkarına mı, aksi mi?
Etiketçilerin ölçüsü ne peki ?
İdeolojik körlük, partici bağnazlık, oportünizm, yandaş olmayana yaşam hakkı tanımayan Vandallık…
Gülüp geçiyorum…
Sonuç mu ?
Şöyle:
Bir şeyi eleştiriyorsam eğer, öyle düşündüğüm ve inandığım içindir.
Yanılmaz Papa değilim. Herkes gibi ben de yanılabilirim. O zaman özeleştiri yaparım.
Elli küsur yıldır bu böyle…
Böyle sürecek.
15 TEMMUZ
Şöyle bir eğilim var:
FETÖ’nün darbe girişimi, cumhuriyet dönemindeki öteki darbelerle aynı kefeye konuluyor. Şeklen öyle de…
Ancak, FETÖ’cü darbe girişimi, içeriği bakımından ötekilerden çok farklı.
27 Mayıs’tan bu yana olan darbeler ile darbe gösterileri, rejimi değiştirme iddiası taşımıyordu. Tam tersi, darbeciler, kurulu düzeni koruma, reformize etme, kardeş kavgasını önleme, milli birlik ve bütünlüğü yeniden tesis etme iddiasındaydılar. Gerekçeleri bunlardı.
FETÖ’cü darbe girişimi ise, rejimi değiştirmeyi ve din eksenli bir devlet kurmayı amaçlıyordu. Bu büyük bir olasılıkla bir iç-savaşa, ve ülkenin bölünmesine yol açacaktı.
Öteki darbeler, geriye dönüşe ya da demokratik rejime yeniden dönüşe açık, laik darbelerdi .
FETÖ kalkışması ise geriye dönüşe kapalıydı. Başarılı olsaydı, laik/demokratik rejime yeniden dönülmesi sözkonusu olmayacaktı…
o o o
Darbeyi kim önledi tartışmalarına girmeyeceğim. Saçma bu ! Darbeyi, darbeye kaşı olanlar önler.
15 Temmuz’u da sivili, askeri, polisi ile demokrasi güçleri önledi. Bunlardan birini öne çıkartmak yanlıştır.
FETÖ’cülerin kötü darbeci olmaları da önleyici bir faktördü.
o o o
Darbeciliği idealize etmek, onu iktidar alternatifi yaratmanın enstrümanı olarak görmek, ahmaklıktır.
Darbeler ve din eksenli devletler hala var ama, bunlar gerçekte modası geçmiş, iç ve dış sorunlarına çözüm üretemeyen fosilleşmiş şeyler…
İşte İslam coğrafyası, işte Ortadoğu !..
Buradan bakıldığında, “ En berbat çoğulcu/demokratik rejim, darbe yönetimlerinden iyidir “ yaklaşımı akıla yakın geliyor.
Ama, şunu da unutmamak gerekir ki, darbeleri davet edenler de o berbat yönetimlerdir !..
Darbelerden kurtulmak için, Türkiye’nin de, olabilecek en geniş çaplı demokratik bir rejime yönelmesi gerekiyor.
Yani iş, FETÖ’leri, PKK’ları “kazımak”la bitmiyor. Onların yeniden yeşermesini engelleyecek demokratik bir zemin de yaratmak gerekiyor.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








