
EVET ÇIKARSA…
24 Mart 2017 15:42:06
Parlamentarizm, çok da matah bir rejim değildir. Özellikle yerleşik demokratik değerlere ve kurumlara dayanmıyorsa…
Değildir, çünkü, son çözümlemede, egemen sınıfların iktidarını sürekli kılacak şekilde kurgulanmıştır.
Avrupa (AB) ülkelerinde durum böyledir… ABD’de de böyledir.
Parlamenter rejimlerde sandıktan örneğin bir proleterya iktidarının çıkma şansı yoktur. Çok çok düzmece sol çıkar; o da ortaklı filan…Egemen sınıflar kendi aralarında oynarlar oyunu bu sistemde…
Ama ben yine de, parlamenter rejimi veya parlamentonun en üst organı olduğu rejimi, Başkanlık rejimine tercih ederim. Özellikle de, portresi yeni anayasa taslağında çizilen “Türk tipi” Başkanlık rejiminde…
“Türk Tipi” Başkanlık, sadece tüm güçlerin Başkanda toplandığı bir rejimi değil, aynı zamanda,hiçbir kurumun Başkanı denetleyemeyeceği bir rejim öngörüyor. Son analizde böyle bu !..
Sorun da bu işte !
ABD’de de başkan var. Ama, ABD başkanının yetkileri sınırsız değil.
Başkan, Senato ve Temsilciler Meclisinden oluşan Kongre (yasama organı) tarafından denetleniyor. Ayrıca yargı tarafından… İşte görüyorsunuz, ABD Başkanı Trump, göçmen kısıtlamasını öngören kararnamesini bir türlü uygulamaya sokamıyor. Kararname, federal mahkemeler tarafından engelleniyor !.. Trump mızıldanıp duruyor. Ama yapacağı bir şey yok.
“Türk Tipi”nde böyle bir denetim mekanizması bulunmuyor.
Ona bakarsanız şimdi bile yok !..
Türk tipinde Başkanlık koltuğuna oturacak kişi ne denli bilgili, akıllı, eğitimli, demokrat ve sağduyulu olursa olsun, sonuçta kullanmak zorunda olduğu sınırsız yetkiler, onu, “Tek Adam” pozisyonuna itecektir. Bir başka deyişle sınırsız yetkiler, sistemin diktaya yönelmesinde belirleyici rol oynayacaktır.
( Burada bir parantez açacağım: Geçenlerde Devlet Bahçeli, “bizde diktatörlük olmaz, bir defa diktatör kelimesi Türkçe bile değil” gibilerden bir laf etti. İlahi Bahçeli ! Demokrasi Türkçe mi ?!..)
Daha da kötüsü, gelecekte Humeyni ve/veya Hitler benzeri bir fanatik kişinin Başkanlık koltuğuna oturması olasılığının da önü açık !..
EYALETLEŞME OLABİLİR Mİ ?
Federatif bir yapılanma, Başkanlık Sistemi’nin “fıtratında” var ! Başkanlıkla yönetilen çoğu ülkede özerk bölgeler/eyaletler bulunuyor.
Bahçeli’nin yaptığı gibi, “Türkiye’de böyle şey olmaz” diye kestirip atamayız.
Olabilir… Türkiye’nin etnik ve demografik (nüfus) yapısı buna çanak tutuyor zaten…
Ama ben, ABD, Almanya, İspanya vb. tipi bir eyaletleşmenin Türkiye’de uygulama alanı bulacağını düşünmüyorum. Bizde, olsa olsa, Osmanlı tipi bir eyaletleşme sözkonusu olabilir. Bir Başkanlık kararnamesiyle iş biter.
Yeri geldi, sorulacaktır:
Nedir Osmanlı tipi eyaletleşme ?
Önce, eyalet nedir sorusunu yanıtlayalım:
Eyalet, başında beylerbeyinin bulunduğu yarı-özerk bir idari taşra birimiydi.
16.yüzyılın başına kadar Osmanlı devletinin Anadolu ve Rumeli olmak üzere iki eyaleti vardı. Yeni fetihlerle yeni ülkeler Osmanlı topraklarına katılınca, eyaletlerin sayısı çoğaldı, 17. Yüzyılda eyalet sayısı 30’un üzerine çıktı.
Eyaletler, yönetsel, askeri ve mali bakımlardan yarı-bağımsızdı.
Beylerbeyi, eyaletin en yüksek karar organı olan Paşa Divanı’nın başkanıydı. Eyaletin yargı işlerine bakan kadı, Beylerbeyine bağlı değildi, bağımsızdı. Beylerbeyi, padişahın mutlak yetkilerinin temsilcisiydi…
Eyaletler, kendi içlerinde merkezdeki Paşa Sancağı olmak üzere çok sayıda sancağa ayrılıyordu.
Şimdi…
Diyelim ki, anayasa değişti ve Başkanlık Sistemi geldi.
Başkan, bir kararname ile, Osmanlının Beylerbeyliklerine tekabül edecek Bölge valilikleri kuramaz mı ? Bölge valilerine bağlı yeni idari birimler oluşturulamaz mı ? Hatta gelecekte, iç ve dış dinamiklerin baskısıyla etnik kökenli özerk örgütlenmelere gidilemez mi?
Topbaş’ın, “İstanbul kendini yönetsin” çıkışı bu açıdan manidardır !
Bahçeli “eyaletlere izin vermeyiz” diyor.
Boş laf !
Hangi güce, hangi yetkiye dayanarak izin vermeyeceksin ?
Geçelim…
16 Nisan’da anayasanın evet’lenmesi Türkiye’yi 100 yıl geriye götürecek “flu” bir sürece girilmesine neden olur.
Çünkü, biliyoruz ki, Başkanlığın, 90 küsur yıllık laik cumhuriyet rejimiyle hesaplaşmak gibi bir programı da olacak !
Gelecek yazı: Hayır çıkarsa…
BATI’YA REST ÇEKMEK…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ile AB ülkelerine rest çeken tavrına, 50 küsur yıllık bir muhalif/solcu yazar olarak benim bir itirazım yok. Tam tersi.. Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi Batı’nın puştluklarıyla doludur.
Diğer yandan, iktidarın Rusya ve Çin’le sıcak ilişkiler kurmasına da bir itirazım yok. Doğru dış politika budur !
İtirazım, iktidarın iki kamp arasında bocalaması ve sık sık görülen U dönüşleri !..
Erdoğan/AKP, her türlü riski göze alarak Batı ile ipleri tümüyle koparıp Avrasya ülkeleriyle el ele tutuşsa, Türkiye’nin uzun vadeli çıkarları açısından gerçekçi ve başı dik bir politika olur bu.
Ama, bu yapılamıyor ! İki kamp arasında bocalamak, Türkiye’ye sadece itibar kaybettirmiyor, aynı zamanda ekonomik sorunlar da yaratıyor. Son Avrupa krizi ve ABD’nin Türkiye’yi aşağılayan tavrı, dış politikamızın doğru bir ray üzerinde hareket etmediğini gösteriyor !..
Buna kim itiraz etmez ki !..
ETİKETLER : Yazdır
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








