
ABD VE TÜRK TİPİ BAŞKANLIK
06 Mart 2017 06:08:43
Başkanlık sistemi denilince,tüm yetkilerin tek kişide toplandığı bir siyasal sistem, yahut otokratik bir sistem akıla gelir.
Nedense, kavramın ilk çağrıştırdığı ülke de ABD olur.
Oysa, ABD’deki başkanlık sistemi, tüm yetkilerin/güçlerin Başkanda toplandığı ve başkanın ülkesini kafasına göre yönettiği bir sistem değildir. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan “demokratik” bir sistemdir. Sistem, vahşi kapitalizm ya da emperyalizm temeline oturur. Sistemin ana görevi, sonuçta tarihsel bir kategori olan vahşi kapitalizmin ömrünü ABD’de ve tüm dünyada mümkün olabildiği kadar uzatmaktır. ABD demokrasisi, vahşi kapitalizmin güleryüzlü maskesidir.
Sistemin en tepesinde, Başkan değil, Temsilciler Meclisi ile Senatodan oluşan Kongre vardır. Yasama yetkisi kongreye aittir.
Kongre; ordu, eyaletler, yeni yürütme organları, federal mahkemeler kurma; savaş ilanı, vergi koyma, borçlandırma, başkanlık devir teslimini denetleme, yürütmenin bütçelerini oluşturmaya yönelik yasalar çıkartma gibi çok geniş yetkilere sahiptir.
Başkan’sa, yürütmenin başı ve ordunun başkomutanıdır. İki dereceli bir seçimle, delegeler tarafından seçilir. Kabinesini kendisi kurar.Belli-başlı görevleri arasında ABD’yi/devleti temsil etmek, uluslararası anlaşmalar yapmak, yasa önerileri hazırlamak, atamalar yapmak, içerde çeşitli kararlar almaktır… Kısacası hükümet etmektir…
Ancak, uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için senatonun üçte ikisinin onayı şarttır.
Atamalar için de senatonun (oy çoğunluğunun) onayı gerekir.
Yani…
ABD Başkanı, geniş ölçekte, yasama erki ya da senato tarafından yönlendirilir ve denetlenir. Diğer bir denetim mihrağı da yargıdır.
Yargı,ABD yönetiminin en ilginç yüzüdür. Mahkemeler gerçek anlamda bağımsızdır. Anayasayı yorumlama, yasaların anayasaya uygun olup olmadığına karar verme gibi çok geniş yetkilere de sahiptir. ABD yargısının tepesinde, ABD Yüksek Mahkemesi yer alır. Onun kararları kesindir.
Buna göre, sadece Başkan değil, geniş ölçekte Kongre de (yasama da) yargı tarafından denetlenir.
(Bizimkilerin ikide bir ABD yönetimine dosyalar gönderip “FETÖ”yü iade edin, en azından gözaltına alın” filan demelerinin hiçbir anlamı yoktur. FETÖ’yü gözaltına alma veya iade etme, mahkemelerin işidir, son analizde ABD Yüksek Mahkemesinin işidir ! Yasama ve yürütmenin yargıya müdahale etmesi/ayar çekmesi sözkonusu değildir).
ABD yönetimi, kısaca güçler ayrılığı ilkesi ile karşılıklı denetime dayanır.
ABD Başkanının, değil yargının ve yasamanın yetkilerini üstlenmesi, işlerine burnunu sokması bile ABD anayasasına göre suçtur.
Yani…
16 Nisan’da oylayacağımız anayasa değişikliği ile getirilmesi sözkonusu olan “Türk tipi başkanlık”ın, ABD tipi başkanlık ile hiçbir ilgisi yoktur !..
Bizimkisi, eskilerin “nev-i şahsına münhasır” dedikleri, kendisine özgü bir başkanlık sistemi ! Tüm güçler, partili cumhurbaşkanında toplanıyor; meclis ha var ha yok ! Üstelik tepesinde bir de fesh edilme kılıcı sallanıyor !..
Eğer ille de birilerine benzemek gerekirse, bizim sistemin kardeşlerini, Ortadoğu ile Latin Amerika ve Ortaasya’da aramak yanlış olmaz. En tipik örnek Azerbaycan’dır. Hani şu, geçenlerde karısını birinci başkan yardımcısı olarak atayan Aliyev’in ülkesi !..
o o o
Bakın, cumhurbaşkanına şu noktada katılıyorum:
Diyor ki mealen:
“ Bu anayasa benim için yapılmıyor. Ben faniyim. Türkiye’nin geleceği için bu anayasa…”
Sorun da burada işte !..
Şimdi, iyiniyetimizin sınırlarını aşırı derecede zorlayarak şöyle bir senaryo kurgulayalım:
Diyelim ki Erdoğan, partili cumhurbaşkanı seçildi.
Diyelim ki sağlığı ve ömrü yettiği kadar ülkeyi gül gibi yönetti…
Peki, ondan sonra aynı koltuğa Hitler gibi sandık imalatı (malum, Hitler sandıktan çıkmıştı) faşist bir canavar oturursa ne olacak ?
Yahut, FETÖ’nün revize edilmiş yeni bir versiyonu ?
Yahut, IŞİD kırması birisi ?..
Tek kişiye dayalı/otokratik sistemlerin en önemli sorunu bu !
Türkmenbaşı örneğinde de görüldüğü gibi,ya bir kolpasını bulup koltuktan ömür boyu kalkmıyorlar veya zorunlu nedenlerle kalksalar bile, yerlerine daha iyisinin gelme teminatı yok ! Ama,daha kötüsünün gelmesi olasılığı büyük !..
Şöyle bir tehlike de var:
Özellikle Doğu tipi Başkanların çoğu, sosyo-kültürel yaşamı kişisel inançlarına göre yeniden şekillendirmek gibi bir eğilime de sahip oluyorlar. Anayasal yetkileri de buna olanak sağlıyor. Bu süreçte oluşan toplumsal tepkiler otoriter yöntemlerle bastırılıyor. Ülke otokratik bir rejimin çekim alanına giriyor.
Tabii bu bir genelleme. İstisnalar da çıkabilir. Ama, şurası kesin ki, aşırı güç, onu kullanmak durumunda olanları, giderek, yetkileriyle örtüşen bir rejime sürüklüyor.
Aksi olsa, o zaman o yetkilere ve tek adam konumuna ne gerek var !..
Türkiye’nin bir istisna olabileceğine ilişkin işaretler ise ne yazık ki yok ! Tam tersi…
o o o
16 Nisan’da ülkemizin geleceğini de oylayacağız. Bunun için iyi düşünmek, tüm olasılıkları gözden geçirmek zorundayız.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








