
MİLLİYETÇİLİK VE ULUSALCILIK (2)
16 Nisan 2014 17:51:21
Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, ulusalcılık, emperyalizm döneminin milliyetçiliğidir.
Antiemperyalisttir, antifeodaldır. Tam bağımsızlıkçıdır, her türlü gericiliğe karşıdır.
Günümüz Türkiyesinde, ulusalcılık, Kemalizmle, Kemalist devrimcilikle eşanlamlı olarak kullanılıyor ki, doğrudur.
Gelgelelim, şu gerçeği ortadan kaldırmaz bu:
Ulusalcılık kapitalizm temeline basar. Özelcilikle devletçiliğin karışımı bir ekonomi-politik çizgiyi öngörür.
Buna, karma ekonomi diyen de vardır.
Çin ile Hindistan, karma ekonomi modelinin günümüzdeki iki örneğidir. Cumhuriyet devrimimizi izleyen yıllarda, özellikle 1929 dünya krizini izleyen 1930lu dönemde, Türkiyede de benzeri bir ekonomi modeli egemendi. 1946dan sonra ise bu model, emperyalizmin işbirlikçisi bir kapitalist model haline geldi.
Sosyalist ülkelerin kapitalizme dönüş ya da restorasyon sürecinde ekonomiye damgasını basan karma-ekonomi modelinin belirleyici yönü de, özelcilik ya da kapitalizm olarak karşımıza çıkar.
Şu soru hala gündemde: Radikal küçükburjuvazinin önderliğinde gerçekleşecek milli-demokratik nitelikteki bir devrimin zorunlu olarak başvuracağı karma ekonomi modeli, sosyalizme doğru derinleşebilir mi ?
Siyasal planda, bir radikal küçükburjuva devrimi, sosyalist bir devrime dönüşebilir mi ?
Bu soru kırk yıldır tartışılıyor :
1970li yılların başlarında belli-başlı dört sol akım vardı Türkiyede :
Parlamentarizmi esas mücadele alanı olarak seçen Türkiye İşçi Partisi : Aybar-Aren-Boran kliği
Doğan Avcıoğlunun başını çektiği Kemalist devrimci akım ya da YÖNcüler.
Mihri Bellinin başını çektiği MDD (Milli Demokratik Devrim) hareketi
Doğu Perinçekin başını çektiği Maocular
THKP-C, TİKKO ve THKO gibi silahlı radikal sosyalist örgütler.
YÖN ve MDD hareketleri darbeciydi. İkisi arasındaki fark, YÖNcüler, Kemalist devrimle yetinirken, MDDciler, Kemalist bir devrimin sosyalizme doğru derinleşebileceğini öngören tezler üretiyorlardı.
Proleteryanın öncülüğünü ideolojik önderlike indirgeyen silahlı radikal sol örgütler ise Latin Amerika tipi bir devrim peşindeydiler.
Maocular, Maonun, daha sonra devlet politikası haline gelen ve Çin devrimci pratiğinden çıkan teorik önermelerini Türkiye pratiğine yedirme çabasındaydılar. Radikal silahlı mücadeleye karşıydılar.
MDD ya da Aydınlık hareketi, bugünkü ulusalcı hareketin programına koşut bir çizgi izliyordu.Belliye göre, milliyetçiliğin derini, kişiyi sosyalizme götürürdü. Yani, Kemalist bir darbenin durmaksızın sosyalist bir yapının inşasına yönelmesi mümkündü. Radikal örgütler de böyle düşünüyorlardı. Aradaki fark, mücadele yöntemiydi.
Gele gele devrim değil, 12 Mart faşizmi geldiydi.
Peki niçin ?
Şöyle yaygın bir kanaat vardır. Buna göre, 12 Mart faşizmini, silahlı eylemler getirmiştir !..
Doğru değildir bu, hatta budalacadır !
Faşizm gökten zembille inmez. Belirli maddi-manevi koşullarda ortaya çıkar.
Şudur o koşullar :
Halk kitleleri eskisi gibi yönetilmek istemeyen bir hareketlilik içindedir. Fabrika ve toprak işgalleri, sokak eylemleri, siyasal eylemler büyümüş, yönetim tıkanmıştır. Yani, yönetenler de yönetemez hale gelmişlerdir.
Marksist literatürde buna devrim durumu deniliyor.
Şu var ki, her devrim durumundan devrim çıkacak diye bir kural da yoktur. Karşıdevrim de çıkabilir.
Hangi koşullarda ?
Kitle hareketlerinin öndersiz, başıboş kaldığı, gladyo tarafından provoke edildiği, birbirine düşürüldüğü koşullarda !..
Faşizmi ille de birilerinin çağırması gerekiyorsa, çağrının sahibi; öndersiz kalmış, provoke edilmiş, özellikle ekonominin çarklarını tıkayan kitle hareketleridir.
Silahlı eylemler, olsa olsa faşizmin bahanesi olur. Hoş, onlar olmasa da gladyo bu görevi üstlenebilir, örneğin 12 Martta da bunun örnekleri görülmüştür.
Devrim durumundan bir devrim çıkamamasının esas suçlusu, kitlelere önderlik yapamayan sol hareketlerdir.
12 Mart faşizminin asıl suçlusu, özellikle,gırtlağına kadar parlamentarizme batmış Türkiye İşçi Partisi ile, kitlelerle hiçbir ilişkisi olmayan, kitle hareketlerini sadece alkışlayan, teşvik eden Kemalist darbecilerdi.
Silahlı hareketler, bu eyyamcılığa bir isyan çığlığıydı. Bir devrimci gösteriydi !..
Günümüze dönelim :
Günümüz ulusalcı hareketleri, sosyalist geçişin bir asgari programı olarak değil, doğrudan bir Kemalist programla karşımıza çıkıyor. Sosyalizm defterden silinmiş gibidir !..
Daha da kötüsü var :
Örneğin Gezi gibi spontane kitle eylemlerine fiilen önderlik yapacak bir harekete/örgüte sahip değiliz bugün.
Kitle eylemlerinin kolayca ezilmesi ile mevcut rejimin gitgide antidemokratik bir katılığa kavuşmasının temel nedeni, kitlelerin öndersiz oluşudur.
Türkiye 12 Martlaşma ve 12 Eylülleşme süreci içinde.
Tekrar edelim :
Öndersiz kalmış, provoke edilmiş, birbirine düşürülmüş kitleler, faşizmin altyapısını oluşturur.
Kitle eylemlerine alkış tutan, ama önlerine geçmekten korkan, bu riski göze almayan, onları örgütleyemeyen sol siyasal partilerin hareketlerin edilgenlikleri gerçekte faşizme çanak tutmaktan başka bir şey değildir.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








