
GAZETECİLİK…
25 Haziran 2021 12:37:22
Kapitalist toplumlarda çalışan-çalıştıran ayrımı vardır. Tüm maddi değerleri çalışanlar üretir, ama kârı çalıştıranlar ya da çalışmayanlar alır.
Bu paradoks toplumsal yaşamda zengin-yoksul ayrımı şeklinde karşımıza çıkar.
Bir genelleme yapmak gerekirse, zenginler hayatlarından memnun kesimi, yoksullar da gayrı-memnun kesimi oluşturur.
Gazetecinin görevi, gayrı-memnunların hem sesi olmak ve hem de seslerini duyurmaktır.
Kime ?
Ülkeyi yönetenlere, öteki gayrı-memnun kitlelere…
Siyaset, ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir denilir. Doğrudur. Ekonomik gücü elinde tutan, siyasi gücü de tutar.
Sistem böyle kurgulanmıştır.
Gayrı-memnun kitlelerinin sesi olmak durumundaki gazeteciler, bu yüzden, iktidardakilerin sosyal konumlarına göre muhalif bir pozisyonda bulurlar kendilerini. Meslek, onları muhalif olmaya iter/zorlar.
Bu yüzden her ülkede gerçek gazeteciler muhaliftir.
Ekonomik ve siyasal gücü ellerinde tutanların safında yeralan gazeteciler, tırnak içinde, bazen de parantez içindeki ünlem şeklinde gazetecidir ! Konumları gereği, haysiyetsiz ve yalakadırlar.
Halka karşı gazetecilik yapılmaz. Bu, mesleğin reddi olur.
Güzelim ülkemize bakıyoruz…
Medyanın (konvansiyonel gazetelerin, TV’lerin, radyoların, internet sitelerinin) büyük bir çoğunluğu kurulu düzenin, özellikle de siyasi iktidarın emrinde; teorikman temsil ettikleri yoksul halkın karşısındalar !
Her dakika, her saat, her gün yalan servis ediyorlar kitlelere, hayal satıyorlar…
Sosyal medyayı bir yana koyacak olursak, gazetecilik yapanların toplam medya içindeki yeri, yüzde 10’larda…
Ama, şöyle bir şey de vardır:
Yalan ile gerçek arasındaki ilişkide belirleyici olan hep gerçek olmuştur.
Günümüzün Türkiye’sinde durum böyle…
Kitle iletişimindeki dijitalleşme olayı, gerçeklerin uzun süre örtülü kalmasının da önüne geçti. Örneğin Sedat Peker önüne bir kamera koyuyor, “Twitir’tan ülkede dönen dümenleri şakır şakır açıklıyor…
Susuyorlar, görmezden geliyorlar, üç maymunu oynuyorlar da ne oluyor peki ? Sokaktaki adam her şeyin farkında artık…
**
Baktılar susmakla bir yere varılamıyor, taktik değiştirdiler: Yandaş ekranlara her akşam kripto yalakaları çıkartıp kafaları bulandırmaya çalışıyorlar…
Gayet “tarafsız” gayet “objektif” ayaklarda fikir cimnastiği yapıyorlar…
Şöyle bir yöntem izliyorlar:
Her olayı aşırı krimanilize etmek ve köklerinden, yan kollarından soyutlamak…
SBK olayına böyle yaklaştılar örneğin…Münferit bir olay gibi ! Basit bir karapara aklama ve dolandırıcılık olayı gibi…
Oysa, SBK olayı, gerçekte, toplumsal bir olay. Sosyal düzenin yeraltındaki işleyişini açığa çıkartan ve güzelim ülkemizi ağ gibi sarmış pisliklerin sadece bir halkası…Tutun o halkayı, çekmeye başlayın, kimbilir kimler çıkar bataktan !..
SBK, Türkiye’ye iade edilmek istediğini söyledi en son.
Çünkü tüm derin ve karmaşık ilişkileri Türkiye’de ! Düzenin karanlık yüzünün girdisini çıktısını iyi biliyor. Ötmesi halinde kimlerin okkanın altına gireceğinin bilinci ve güvencesiyle Türkiye’ye iade edilmek istiyor…
**
“Tarafsız”,”objektif” ayaklarına yatan tırnak içi gazetecilerine karşı uyanık olmalıyız !
Taktik değiştirdiler…
ETİKETLER : Yazdır







