
LALE DEVRİ
30 Mart 2021 19:37:23
AKP iktidarının bugünkü halini Osmanlı’nın Lale Devri’ne (1718-1730) benzetenler var.
Eğer Lale Devri’ni, devletin ve zengin azınlığın aşırı harcamaları ve lüks merakı ile özdeşleştirecek olursak, yanlış değildir bu yaklaşım.
Ama Lale Devri tam olarak bu değildi; en azından ilk çıkış noktası bu değildi.
Dönem, adını, padişah III. Ahmet ile saray çevresinin ve zengin azınlığın özellikle Kağıthane deresi ve Haliç çevresinde lale bahçeleri kurmalarından alıyordu. Lale Devre adını ise ilk kez ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı kullanmıştı.
Lale Devri, yüzü Batı’ya dönük reformist bir hareketti. Reformist akımına başını Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa çekiyordu.
Osmanlı, Pasarofça Antlaşmasıyla (1718) barış dönemine girmişti. İbrahim Paşa, Batı’yı örnek alan birtakım reformlara girişti. Orduda yeni düzenlemek yapıldı, devlet kadrolarında kısıtlamalara gidildi, yeni vergiler konuldu; İstanbul’un imarına girişildi: Paristen ve Viyana’dan projeler getirildi. Haliç’in iyileştirilmesi için ilk adımlar atıldı. Bu arada Damat Paşa, III. Ahmet’in desteğini almak için ona Kağıthane’de bir kasr (Sâdâbat Kasrı) yaptırdı. Kasrın çevresine lale bahçeleri kuruldu. Lalecilik, çok geçmedi, İstanbul’un yalaka zenginlerini de içine aldı, özellikle Haliç çevresinde lale bahçeleri kurulmaya başlandı. Eski yangın yerlerine bahçeler kuruldu. İtfaiye oluşturuldu.
Hareket, üstyapısal bir hareket değildi sadece. Örneğin ticaretin gelişmesi, ihracatın artması için çeşitli önlemler alındı. Çinicilik, çuha ve kumaş fabrikaları açıldı. Yalova kağıt fabrikası bu dönemde kuruldu.
Kültürel bakımdan da yeni gelişmelere sahne oldu Lale Devri:
1727’de Osmanlı Matbaası kuruldu.
Sanat ve kültürün gelişmesi için adımlar atıldı. Doğu ve Batı’dan önemli yapıtlar Türkçe’ye çevrildi. Bilginler, sanatçılar, şairler devletten geniş destek görmeye başladı. Temel bilimler, tarihçilik, ve şiir akımlarında yenilikçi bakışlar doğdu. Kısaca Lale Devri’nde sanata ve kültüre bakış açısı şimdikinden çok daha ilerdeydi…
Dış politikada uzlaşma ve dostluğa dayalı bir çizgi izlenmeye başlandı. İngiltere, Fransa ve Hollanda ile diplomatik ilişkiler kuruldu…
Gelgelelim madalyonun bir de öteki yüzü vardı. III. Ahmet şatafata düşkün birisiydi. Devlet hazinesini kişisel hazinesi gibi kullanmaya başladı. Yalaka zenginler onu pohpohlamak için savurganlığın dizginlerini koyverdiler. Aşırı savurganlık ve lüks merakı, bir yandan halkın gitgide yoksullaşmasına neden olurken, öte yandan tutucu çevrelerin de “din elden gidiyor” şeklinde özetlenebilecek tepkilerine yolaçtı.
Bütün bunlar, Anadolu’daki aşiretlerin iskan edilememesi, haydutluk olaylarının büyümesi, İran’la yapılan savaşlar ve gayrimüslim azınlıklara tanınan ayrıcalıklar eklenince, 1730’daki Patrona Ayaklanması devrin sonunu getirdi.
**
Lale Devri ile AKP Devri arasındaki en önemli parelellik, saray ve çevresi ile İslamcı sosyetenin aşırı lüks merakı ve şatafatıdır.
AKP ile yandaş zenginlerin lüks merakı, Lale Devrinde olduğu gibi günümüzde de tutucu çevreler tarafından da eleştirilmeye başlandı şu sıralar.
Ama ben yine de, iki devrin savurganlığını kıyaslayarak, Damat İbrahim Paşa ile III. Ahmet’e haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Lale Devri’nin şatafatı ve savurganlığı, AKP iktidarının yanında devede kulaktır !..
ETİKETLER : Yazdır







