
BÜYÜKERŞEN OLMAK…
10 Agustos 2017 01:45:17
Çağdaş belediyeciliğin Türkiye’deki birkaç yüzakından birisi olan Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen geçenlerde sokak ortasında saldırıya uğradı.
Yalnızdı, korumaları yoktu. O zaten kasketini başına takıp halkın arasına korumasız-morumasız karışmayı seven bir belediye başkanıydı. Gene öyle yapmış, kasketini kafasına takıp kenti dolaşmaya çıkmıştı…
Bir kafeteryanın, halkın gelip geçeceği bir yeri masa-sandalye atarak kapattığını gördü, uyardı, olanlar oldu…
Zorbalar şu an içerde !..
Belediye başkanı vardır, on paralık hizmeti olmadığı halde burnu bir karış havada gezer. Onu seçen halkın arasına karışmaktan nefret eder… Korumalar, lüks araçlarla halkla arasına duvar örer…
Örneğin Ereğli’nin geçen dönemki CHP’li belediye başkanı korumasız sokağa adım atmaz, CHP’ye geçtikten sonra inşaa ettirdiği kente tepeden bakan triplex villasının kapısına zabıtalara nöbet tuttururdu. Çok önemli bir adamdı. Sonunda, ensesi Atatürk anıtına bakan büstünü caddenin ortasına dikti ve halk tarafından şutlandı. Şimdi çay bahçelerini dolaşıp halkın tek tek elini sıkıyor. “ Kim bu” dedirtiyor…
Hayat, büyük öğretendir !..
Neyse.
Dr. Uysal iyi şeyler yapan bir belediye başkanı. Bunu biliyorum. Ama, günlük yaşamında halkla arası nasıl, doğrusu bilmiyorum. Halkın arasına karışıp eksiği-gediği bizzat görüyor mu, yoksa bu işi zabıtalara filan mı yaptırıyor ? Eğer sokağa çıkıp sağı-solu bizzat kolaçan etmiyorsa, etmeli. Özellikle yol kenarındaki işletmelerin, halka ait yerleri kişisel amaçları için kullanmalarını önlemeli.
Cadde kenarlarının konilerle, “müşteri içindir” tabelaları ile gaspedilmesine bir çare bulmalı. Caddeler, yollar halkındır. Kimse onları kişisel amaçları için kullanamaz. Bu zorbalığa belediye dur demeli.
Çok ufak, çok önemsiz bir konu gibi görünüyor bu. Ama, kazın ayağı öyle değil ! Halk kitleleri, günlük yaşamlarını zorlaştıranlara sesini çıkartmayanları ilk fırsatta defterden siler.
Silmedi mi ?!..
ÜSTAT
(3)
Geçen yazımda, Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’nin otopark duvarındaki “üstatlar”ın üstatlığına kimin karar verdiğini sormuştum.
ZGC Başkanı Derya Akbıyık karar vermiş !
Gerekçesi de varmış. Derya kardeşimiz, jetonunu kim düşürdüyse, vilayetin ilgili bölümüne gidip sürekli sarı basın kartı sahiplerinin adlarını çıkartmış, sonra bunları, “üstatlarımız” olarak otopark duvarındaki tabelaya dizmiş…
Yani bizim “üstatlar”ın “üstat”lıkları devletten belgeliymiş !..
Sarı basın kartlarını devlet verir. Genelde iktidar onaylıdır.
Örneğin Anadolu’nun ücra bir köşesindeki bir ilçede sürekli sarı basın kartı taşıyan “Yandaş gazete”ciler olabilir; ama, mesela Cumhuriyet, Sözcü, Birgün vb. muhalif gazetelerin çalışanlarının çoğunun, süreklisi bir yana, sarı basın kartı yoktur ! Örneğin FETÖ karşıtı kitaplarından tanıdığımız Ahmet Şık’ın !
Biraz karışık bir iştir bu sarı işi…
Neyse.
Sorun şurada:
Cebinde her sürekli basın kartı taşıyan kişi üstat mıdır ?
Yani, sarı basın kartı eşittir üstat anlamına mı geliyor ?
Masonik esintili Farsça bir sözcük olan üstatın sözcükteki karşılığı şöyledir:
“ Bir bilim veya sanat dalında üstün yeri olan kimse…”
Bu durumda bizim “üstatlar”ın hangi bilim ve sanat dallarında üstün yerlerinin bulunduğunu kamuoyuna açıklamak da Derya kardeşimizin işi oluyor artık !..
Saçmalığı bırakalım !
Sarı basın kartı sahipleri ille de tabelada kalacaksa, o zaman tabelanın tepesindeki yazı şöyle değiştirilmelidir:
“Duayenlerimiz ve sürekli sarı basın kartı sahibi üyelerimiz….”
Üstat lafı kalkacak ! ZGC’nin basın mensupları arasında ayrımcılık yapmaya, kimilerine hak etmedikleri payeler vermeye hakkı da yoktur, haddi de değildir bu !..
Umarım bu konuya daha detaylı şekilde dönmeme yol açacak bir inatlaşmayla karşılaşmam.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








