
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KİME LAZIM ?
25 Temmuz 2017 00:08:01
Osmanlı imparatorluğunda Türkçe olarak çıkartılan ilk gazete, bugünkü Resmi Gazete’nin babası sayılan Takvim-i Vekayi’dir. (1831).
Türkçe yayınlanan ilk gazeteyi ise İngilizler çıkarttı. Gazetenin adı, Ceride-i Havadis’ti. (1840).
Türkler tarafından çıkartılan ilk özel gazete ise Tercüman-ı Ahval’dı. (1860).
Tercüman-ı Ahval’i esas alacak olursak, basınımızın 157 yıllık bir geçmişi var.
Yerel basının (Zonguldak ve Bartın) 94 yıllık bir geçmişi var.
Ereğli’nin basın tarihi ise, 1957’de günlük olarak yayınlanmaya başlayan Şirin Ereğli’yi esas alacak olursak, 60 yıl öncesine uzanıyoruz…
Basına ilk yasaklamalar 1858 tarihinde çıkartılan Ceza Yasası ile başladı. Yasaklar giderek yoğunlaştı ve Abdulhamit sansürü ile zirve yaptı.
Şu günlerde kutladığımız Basın Bayramı, 2.Meşrutiyetle sansürün kaldırılmasını sembolize eder. 109 yıllık geçmişi vardır.
Her yıl basın bayramı kutlanırken aynı soru gündeme taşınır:
Basın özgürlüğünü kutluyoruz, ama basınımız gerçekten özgür mü ?
Güldürmeyin insanı ! 150’yi aşkın gazeteci içerde, binlerce gazeteci hakkında soruşturmalar ve davalar sürüyor. Bunların 20’ye yakını bizim…
Ama dikkat edin ! “Ulusal” basında olsun, yerel basında olsun bundan şikayet eden, basın özgürlüğünü cesaretle savunan gazete, gazeteci bir avuç ! Yerel basında bir avuç bile değil ! Otosansür yerel basının temel ilkesi haline geldi !..
Bir genelleme yapmak gerekirse, basınımız haysiyetsiz, besleme/avantacı bir basındır.
Bunların, doğal olarak, basın özgürlüğüne filan ihtiyacı yok ! Çünkü, zaten sınırsız yalama özgürlüğüne sahiptirler !..
Basın özgürlüğü bağımsız/özgür basın için gereklidir.
Özgürlükler verilmez, kazanılır. Mücadele ile kazanılmamış özgürlükler kalıcı olmaz.
Biz bu gerçeği 1908’den beri dönem dönem yaşıyoruz…
o o o
Basında bağımsızlık yaşamsal önemdedir.
Havuzdan geçinen gazeteci bağımsız değildir, bu nedenle gazeteci değildir. Yahut, havuz gazetecisidir.
Devlet ajansından, TV’sinden, radyosundan vb. geçinen gazeteci bağımsız değildir, bu nedenle gazeteci değildir. Yahut, devlet gazetecisidir !
Şunun-bunun maaşa bağladığı gazeteci, gazeteci değildir ! Yahut besleme gazetecidir !..
Kalem sallarken patronunun gözünün içine bakan gazeteci, gazeteci değildir. Yahut, patronunun izin verdiği ölçüde gazetecidir !..
Gazeteciliğin önkoşulu bağımsız olmaktır.
Basın özgürlüğünü de onlar istiyor zaten… Gerçekleri daha geniş kitlelere ve olanca çıplaklığı ile ulaştırabilmek için…
Bizim Yeni Ufuk bağımsızdır, yazarlarımız özgürdür…
109.yılını kutladığımız basın bayramı da , bağımsızların bayramıdır. Basın özgürlüğü için mücadele edenlerin yahut !..
Şundan-bundan, havuzdan veya devletten geçinen gazetecilerin her basın bayramında basın özgürlüğü filan diye atıp tutmaları soytarılıktır !..
ORGANİK…
Newton, bir etkinin aynı güçte tepkiye yol açtığını söyler.
Hormonlu gıda üretimi, doğala yönelmek şeklinde tepki verdi. Hormon fobisi, giderek organik paranoyasını doğurdu.
Herkes, organik gıda peşinde… Ama bulan az. Çünkü geniş tarım alanları da kapitalistlerin eline geçti. Ayrıca ithalat patladı. Daha çok kar dürtüsü, küçük üreticiyi de önüne kattı. Organik ya da doğal ürünler, bu yüzden, küçük çaplı yöresel pazarlara sıkışıp kaldı.
Kapitalist ahlaksızlık, bakıyorum, oraları da etkisi altına almaya başladı. Köylü, hibrit tohuma/fideye yöneldi, tavuklarını sentetik yemle beslemeye başladı.. Artık henüz o yola düşmemiş, günah kavramını henüz mollalar kadar kitabına uydurmamış köylüler kaldı geriye.
Onların da burnu Kaf dağında !
Sözgelimi, çarpuk çurpuk domatesler, doğal görüntüsü bozulmasın diye bokuyla satılan yumurtalar ateş pahası !Sebze ve meyveler de öyle…
Hormon fobisi, kıvırcığın, lahananın, terenin, pazının vb. üzerine böcek yeniği aramak gibi, yahut ilaç kokusu almak için burnunu sokmadığı sebze-meyve bırakmamak gibi paranoyal bir boyuta tırmandı.
(Malum, meyve ve sebzenin doğallığının göstergesi.böcek yeniğidir. Böcekler, en azından sonuçta benden daha akıllı. Hormonu gördü mü, tabanları yağlıyor…)
o o o
Ereğli merkezinde pazartesi ve Cuma günleri Pazar kuruluyor. “Köylü Pazarı” ayrı bir bölüm. Organikçilerin ilgi alanı da orası… Köylü üreticilerin bazıları, haftanın diğer günlerinde de orada tezgah açıp taze öteberi satıyorlar…
Bir haber geldi…
Belediye köylü pazarında pazartesi-Cuma dışında doğal ürün satılmasını yasaklamış ! Tezgah açan köylülere para cezası veriliyormuş…
Anlayamadım !..
Köylü-üretici, sabahın köründe kalkıyor, çok çok bir-iki küfe sebze-meyve topluyor, pazara indiriyor, bu şekilde önemli bir halk hizmetinde bulunuyor; ödüllendirileceğine, yasaklanıyor !..
Anlayamadım !..
Köylü-dostlara göre, yasağın altında toptancılar ile manav baskısı var…
Öyle midir, değil midir bilmiyorum.
Ama, bir şeyler olmalı…
Anlaşılan, kar hırsı, doğal ürün üreten emekçi köylüyü de bir avuçluk tezgahında vurma boyutlanmasına uğramış Ereğli’mizde !..
Halkçılık adına, kötü bir puan !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








