
90. YIL
29 Ekim 2013 01:35:15
Cumhuriyet, Arapça cumhur sözcüğünden türetilmiş bir kavram. Halk egemenliği anlamına geliyor. Halk egemenliği deyince, akla bir başka kavram, demokrasi kavramı düşüyor.
Sorulacaktır elbette:
Cumhuriyet ile demokrasi aynı şey midir?
Aynı şey değildir:
İlki biçimdir, öteki içerik.
Daha açık bir ifadeyle, cumhuriyet bir yönetim biçimidir, demokrasi ise bir yönetim biçiminin içeriğidir. Demokrasi, biçime indirgenemeyecek bir değerler sistemidir.
Bundandır, her demokrasi cumhuriyet olamayacağı gibi, her cumhuriyet de demokratik olmayabilir.
Örneğin İngiltere devlet başkanı halk tarafından seçilmez. Bu açıdan İngiltere cumhuriyet değildir, krallıktır.
Ama, ülkeyi fiilen yönetenler halk tarafından seçildiği için, İngiltere demokratik bir ülkedir de aynı zamanda.
Ama bu da, yani seçilmiş yönetimin varlığı da, demokrasi kavramının biçime indirgenmesini haklı kılmaz. Demokrasi eşittir seçim demek değildir çünkü!..
Kavram, söyledik bir değerler sistemini ifade eder ki, seçimle sınırlanamaz, ifade edilemez.
Bir ülke, cumhuriyet olduğu halde, demokratik bir ülke olmayabilir de. İran böyledir. Çünkü İrandaki yönetim, demokratik ilke ve değerleri yadsıyan bir yönetimdir.
Örnekler çoğaltılabilir.
Çok önemli bir başka soru daha var:
Cumhuriyet bir hükümet biçimi midir, yoksa devlet biçimi mi?
Cumhuriyetimiz ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihli yasada cumhuriyet, bir şekli hükümet olarak anılır. Yani, hükümet biçimi olarak.
1924 tarihli ilk anayasada ise, cumhuriyet, bir devlet biçimi olarak vurgulanır.
Bu, hanedanlığın geriye dönmesini engelleyen bir hukuki önlemdir. Çünkü padişahları halk seçmiyordu, İngilterede olduğu gibi! Bir ülkede cumhuriyet devlet biçimi ise, cumhurbaşkanının seçilmiş olması zorunludur.
Bu vurgu, 1961 ve 1982 anayasalarında da tekrarlanmıştır. 1982 anayasasında konu daha somut bir biçime kavuşturulmuş, Türkiye Cumhuriyetinin, ..demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
AKPnin süregiden anayasa çalışmalarında bu tanımı değiştirmek için girişimlerde bulunduğu, ayrıca Başkanlık Sistemi önerisi ile monarşik bir yönetime alternatif yaratma çabasını sürdürdüğü biliniyor.
Gelelim konunun bamteline..
Sandıktan çıkmayan cumhuriyet ile demokrasi olmaz mı?
Eğer bir devrimden söz ediyorsak, olur! Devrim, en yalın ifadesiyle toplumsal ve yönetsel anlamda, eskinin yerine yenisini koymaktır. Bunun tersi karşı-devrim olur.
Türkiye Cumhuriyeti, kurtuluş savaşımızı izleyen bir halk devrimi ile kuruldu. Eski yıkıldı, yerine yenisi konuldu.
Ortada sandık yoktu, ama halkın kurtuluş savaşında simgeleşen devrimci iradesi vardı.
Cumhuriyet Devrimi, özünde bir halk devrimidir.
Halk devrimlerinin sandığa ihtiyacı yoktur.
Devrim, kendi hukukunu yaratır.
Burada önemli olan yeni devletin biçimi değil, içeriğidir.
90 yıl önce ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, milli (antiemperyalist-tam bağımsızlıkçı) ve demokratik (feodal sultanlığa karşı, laik) bir devrimdi.
Devrimin ruhunu, kurtuluş savaşı ruhu oluşturuyordu. Devrimin 90 yıldır ayakta kalmasının sırrı, sırtını halk kitlelerine dayamış olmasıdır.
İranda da Cumhuriyet, devrimle geldi. Ama, devrimin içeriğini dinin ya da tutucu bir ideolojinin oluşturması, onu bir karşıdevrime dönüştürdü.
İran devriminin de sandıktan çıkmadığını biliyoruz.
Sandıktan kurtuluş savaşı da çıkmaz, devrim de, karşıdevrimde!..
Kabul etmemiz gerekir ki, 90. kuruluş yılını kutladığımız Cumhuriyetimiz, artık bir Atatürk Cumhuriyeti değil! Çok partili yaşama geçilen 1946dan bu yana, Türkiye, bir karşıdevrim süreci yaşıyor. Bugün gelinen nokta, karşıdevrimin, Cumhuriyet Devriminin milli-demokratik nitelikteki kazanımlarını bir bir yok ettiği bir noktadır. Devrim 60 küsur yıldır içten içe kemiriliyor.
Karşıdevrim AKP iktidarı ile yeni mevziler elde etmiştir.
Demokrasiyi sandıkta özdeşleştiren siyasal iktidar bu konuda da samimi değildir. Çünkü iktidarın demokrasiyi uygun zamanda inilecek bir travmaya benzetmesi, günü gelince sandığı da sollayacak radikal bir bakış açısına sahip olduğunu gösteriyor. Sayın Başbakanın kefen edebiyatı, karşıdevrimin zamanla çok daha radikal mücadele yöntemlerine başvurabileceğinin de işaretidir.
Türkiye, devrim ile karşı devrimin yeniden hesaplaşacağı bir tarihi kavşağa doğru ilerliyor.
Kim kazanır?
Tarihin devrimden yana olduğu şeklindeki lafazanlık, gerçekte kaçaklıktır.
Mücadeleyi tarihsel haklılığa havale eden dalgacılık, karşıdevrimin ekmeğine yağ sürecektir, öyle de oluyor zaten!
Devrimler ancak devrimci mücadele ile ayakta tutulabilir.
TBMMndeki grup toplantılarında nutuk atarak değil!..
Bundandır, umudumuz ulusalcı, sosyalist gençlerde ve yürekleri genç kalmış Cumhuriyet kuşağında!..
90. yılı bu bilinçle kutluyoruz.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








