
DEMOKRASİ SINIF DİKTATÖRLÜĞÜDÜR!
03 Nisan 2013 14:44:55
Atatürk diktatördü!..
İsmet İnönü diktatördü!..
Cumhuriyetin ilk 23 yılı, diktatörlüktü!..
Türkiyeye demokrasi, 1946da geldi..
Bunlar, tutucu çevreler ile onlardan feyz alan liberal çevrelerin savlarıdır.
Bilinse de, ben her zamanki gibi, baştan alacağım:
Türkçe sözcüklerde diktatör şöyle tanımlanır:
Bir sınıfın veya zümrenin egemenliğini temsil etmek üzere bir devletin idaresini şartsız ve kayıtsız olarak elinde tutan kimse.
Bu tanım, diktatörlüğü bireyselleştiren bir tanımdır. Ama, aynı zamanda sınıf gerçeğini de vurgular; yani, bireysel diktatörlüğün üzerine bastığı toplumsal zemini de açıklar.
Buradan şöyle bir anlam çıkar:
Belirli bir sosyal sınıfa ya da zümreye yaslanmayan diktatör olmaz!
O zaman tanımı, şu şekilde basitleştirme olasıdır:
Diktatörlük, sınıf veya zümre egemenliğinin bireylerde simgeleşmesidir. Örneğin padişahlar da diktatördü!
Demek oluyor ki diktatörler, sınıflı toplumlarla birlikte ortaya çıkmıştır. Hikâyesi ise şöyledir:
İlkel (komünal) toplumda sınıflar yoktu. İnsanlar kabileler halinde yaşıyorlardı. Kabile üyeleri, birlikte meyve-bitki topluyor, birlikte avlanıyorlardı. Elde edilen gıdalar, eşit olarak paylaşılıyordu. Sömürü yoktu.
Ama, yine de bir kurulu düzen vardı. Zekası, gücü, yönlendirme yeteneği olan; avcılık ve atıcılıkta öne çıkmış bireyler, aşiret üyeleri tarafından reis seçiliyordu. Reis, yakın çevresi ile birlikte aşireti yönetiyordu. Büyücüler, ötekilerden ayrılan fantastik görünümleri ve kişilikleri ile kurulu düzenin devamını sağlıyorlar; güçlerini de gizemli varlıklardan alıyorlardı! Bu, embiyon halinde bir tür siyaset üretimiydi.
Bence ilk aydınlar büyücülerdir.
Başlarda, kabileler arasındaki savaşlarda ele geçirilen esirler öldürülüyordu. Çünkü onların beslenmesi ve gözetim altında tutulması sorundu.
Giderek teknoloji görece olarak ilerledi. Kabile üyeleri, toprağı ekip biçmeyi öğrendiler. Doğal olarak bir üretim fazlası doğdu.
Bu gelişmeden sonra, kabileler arası savaşlarda esir edilenler, toprakta çalıştırılmaya, çeşitli alanlarda kullanılmaya başlandılar. Üretim fazlasına el koyanlar, ilk egemen sınıfı oluşturdular. Toplum, köle sahipleri ve köleler şeklinde ikiye ayrıldı. Sömürü ortaya çıktı.
Köleci toplum, giderek, ekonomik, sosyal ve politik aşamalardan (devrimler yoluyla) geçerek, feodal toplumu, o da kapitalist toplumu yarattı.
Bu toplum biçimlerini, sınıfların ortadan kaldırılması sürecini başlatan sosyalist toplumlar izledi. Sosyalizmin son aşaması olan Komünizm teorik olarak sınıfların ve sömürünün tümüyle ortadan kalktığı eşitlikçi bir toplumsal düzeni ifade eder.
Tarihsel gelişmenin toplumsal durakları (aşamaları) böyle bir şeydir işte.
Bu uzun girişi şunun için yaptım:
Bir toplumsal düzenden ötekine geçiş sancılı bir süreç olmuştur daima. İsyanlara, toplu katliamlara, iç-savaşlara yol açan bir süreç!
Bir ileri toplumu temsil eden devrimci sınıf, ezilenleri etrafına toplayarak kendi düzenini kurmuştur. Buna devrim diyoruz.
Burada dikkat edilmesi gereken, devrimci sınıfın, kendi ideolojisini, politik ilkelerini ve kendi toplum biçimini tümüyle egemen kılıncaya kadar, kimi zaman militarize görüntüler içeren bir yönetim üslubu benimsemesidir. Buna devrimci diktatörlük deniliyor.
Her toplumda böyle olmuştur bu! Bunun başka bir yolu da zaten yoktur. Marksın ifadesiyle Zor, toplumun ebesidir.
Örneğin, Kurtuluş Savaşımızı izleyen Cumhuriyet Devrimi sürecinde de aynı gelişme yaşanmıştır. Süreç, devrimci sınıfın kendi ideolojisini, siyasetini bir kültüre dönüştürme; kendi ekonomik-sosyal düzenini yaratma süreci olarak belirmiştir.
Bu, bireysel simgesini Atatürkte bulan ulusal ve toplumsal bir dikta sürecidir. Zorunlu bir süreçtir! Kurtuluştan sonra devrimciler ortaya sandık koysalardı Vahdettin İngiltereden döner tahtına otururdu! Çünkü laik cumhuriyet esprisi henüz yerine oturmamıştı; kitleler tarafından benimsenmemişti
Devrimi her alanda sürdürmek zorunluydu.
Bu tablo, sadece devrimler için değil, karşıdevrimler için de geçerlidir. Bugün Türkiyede yaşananlar, demokrasi kisvesi altındaki karşıdevrimci sürecin dışavurumu ya da görselleşmesidir.
Devrimci dikta, tarihi ileriye taşırken, karşıdevrimci dikta, tarihsel gelişim sürecine dirsek yaptırır!
Türkiyede bugün yaşanan budur.
Atatürkün ölümünden sonra devrimci süreç hızını yitirmiş: 1946daki çok partili rejimle birlikte karşıdevrimci sürece dönüşmüştür.
Sovyetler Birliğinde de böyle olmuştur bu!
Kapitalizmle el ele tutuşan Gorbaçev oportünizmi, Sovyetlerin sonunu hazırlamıştır.
Denilebilir ki, devrimin durakladığı yerde, karşıdevrim palazlanmaya başlar; bu nedenle devrimin her alanda kararlılıkla sürdürülmesi gerekir.
Ben CHPyi niye eleştiriyorum sık sık?
Cumhuriyet devrimine sımsıkı sahip çıkmadığı için! Devrimle reformculuğu aynı kefeye koyduğu için!
Oysa bu ikisi birbirini tamamlamaz; reformizm devrimin altını oyar!..
Baştaki tutucu ve neo-liberal savları şöyle yanıtlayabiliriz:
Cumhuriyet, sınıfsal temelini asker-sivil aydın zümrede bulan ve Atatürkte simgeleşen devrimci bir diktatörlüktü.
Devrimci süreç, çok partili yaşamla birlikte, karşıdevrimci bir sürece dönüştü. Karşıdevrim 1950de iktidar oldu. Menderes, işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarının sınıf diktasının ilk temsilcisiydi.
Demokrasi olarak da anılan çok partili rejim, gerçekte işbirlikçi burjuvazi ile toprak ağalarının diktatörlüğünden başka bir şey değildir!
Demokrasi adı altındaki egemen sınıf diktaları, bugün en berrak ifadesini Tek Adam rejimlerinde bulmaktadır.
ABDdeki Obama diktatörlüğü gibi!
Tayyip Erdoğanın istediği rejim de budur.
Özetle, diktatörleri, devrimci ve karşıdevrimci olarak ikiye ayırmak olasıdır.
Cumhuriyet, devrimci bir diktatörlüktü!
O dönemdeki sosyalist toplumlar, işçi sınıfı diktatörlüğünü simgeliyordu.
Bugün ABDde ve Avrupada emperyal burjuvazisinin diktatörlükleri var.
Türkiyede de 1950den bu yana egemen güçlerin diktası var.
Bugünse, sınıf diktası bireyselleşme yolunda!..
Sermaye (burjuva) demokrasisi, adı üzerinde, gerçekte, mülk sahiplerinin diktatörlüğüdür.
Sosyalist toplumlardaki halk demokrasileri ise, mülksüzlerin ya da emekçilerin diktatörlüğüdür.
Halk yönetimi anlamına gelen demokrasi kavramı, ikincisine gerçeklik kazanır.
Demokrasi kavramı, teorik olarak, komünist toplumlarda anlamını yitirir. Çünkü sınıflarla birlikte sınıf diktası da ortadan kalkar!..
Bir cümleyle özetlemek gerekirse; demokrasi, bireylerde de simgeleşen sınıf diktatörlüklerinin alternatifi değildir; tekil ve çoğul biçimlerde görselleşen kendisidir!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








