
TARIHE NOT
18 Kasim 2012 22:52:00
Tam kırk yıldır şu lanet olası suçlamadan bir türlü yakamızı kurtaramadık. En son Açılım Gurubunun benimle yaptığı belgesel çekiminde de aynı soruyla karşılaştım.
Şudur o soru :
“ 12 Mart faşist darbesine sizin de yöneticileri arasında bulunduğunuz THKP-C ile THKO ve TİKKO örgütlerinin eylemleri mi yol açtı ? Bu eylemler olmasaydı darbe olmazdı ‘ tezi hakkında ne düşünüyorsunuz ? .. “
Çoğu kez soru şeklınde karşıma çıkan bu dolaylı suçlamaların gerçekle en küçük ilintisi yoktur . Suçlamaların bilimsel bir temeli de bulunmuyor ayrıca . Bu tür suçlamalar , ya o dönemi iyi tahlil edemeyenlerden geliyor ya da iflah olmaz oportünistlerden , teslimiyetçilerden!..
Belgesel çekimine hazırlıksız katıldığım için sorulara çok da doyurucu olmayan yanıtlar vermek zorunda kaldım . Bu yazı , o boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Bir tür tarihe not bu !...
İlkten, 12 Mart’a nasıl gelindiğini doğru olarak ortaya koymak gerekiyor :
27 Mayıs, on yıllık (1950-1960) Menderes-Bayar döneminin tutucu-baskıcı yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkmıştı.
27 Mayıs’çılar, yeni bir anayasa ve ona koşut yasalarla, görece olarak demokratik bir iklim yaratmışlardı. Sonra da yönetimi sivillere devretmişlerdi.
Demokrat Parti’nin tutucu-baskıcı politikalarından bunalan emekçi kitleleri ile sol hareketler, demokratik iklimden yararlanmak için çeşitli taleplerle ortaya çıkmışlardı. Bunun sonucu olarak Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi sol-siyasal örgütler kurulmuş, TKP kökenli tarihi Aydınlık Hareketi özellikle öğrenci-gençlik üzerinde etkili olmaya başlamıştı.
1960’ın ikinci yarısından itibaren (ekonomik kökenli) kendiliğinden-gelme (spontane) kitle hareketleri yoğunlaşırken, öğrenci-gençlik, Aydınlık hareketinin formüle ettiği Milli Demokratik Devrim teorisinin etrafında büyük ölçüde birleşmiş ve siyasal eylemlere girişilmişti. Öğrenciler diğer yandan da spontane kitle eylemlerine önderlik yapmaya çalışıyorlardı.
Özetle, başta işçiler ve emekçi köylüler olmak üzere halk ve solcu aydınlar ayaktaydı. ! Bu arada sol da kendi içinde bölünmüştü : TİP’i yönetenler parlamentarist bir çözüm peşinde iken, Aydınlık hareketinin değişik kesimleri radikal çözümler peşindeydiler.
Kitle eylemleri çok sert müdahalelere uğruyordu. Tutuklamalar, işkenceler, vb…
Şöyle bir tablo oluşmuştu :
Halk kitleleri eskisi gibi yönetilmek istemiyordu. Egemen güçler de eskisi gibi yönetemez hale gelmişlerdi. Kaotik bir toplumsal ortam vardı. Demokratik iklim sivil bir faşizme dönüşmüştü. Bu tablo, Marksist literatürde Devrim Durumu olarak adlandırılır.
Tamam, bir Devrim Durumu vardı; ama her devrim durumundan devrim çıkar diye bir kural da yoktur. Halk kitleleri eğer sımsıkı örgütlenmiş, her türlü mücadeleye hazır bir öncü partiye sahip değillerse, faşist bir darbe de çıkabilir o kaotik ortamdan ! Teorikman böyledir bu !... Nitekim öyle de oldu !..
TİP, kitlelere önderlik yapabilecek nitelikte bir parti değildi. Gırtlağına kadar parlamentarizme batmış bir düzen örgütüydü.
Sonuç ?
Kitleler devrimci bir siyasal partiden ya da önderden yoksundu. Bu da, egemen güçlerin yeni bir baskıcı denemeye girişmesi için elverişli koşulları yaratıyordu. Daha darbe olmadan, halk yığınları, teorikman yenilmişlerdi !..
Gladyo böyle dönemler için vardır ! Kitle hareketleri ve öğrenci eylemleri, değişik yöntemlerle provoke edilmeye başlanmıştı. Bir faşist darbenin altyapısı hazırlanıyordu…Irkçılar ve dinciler provokatif bir ortam yaratılmasında kullanılıyordu !..
İşbirlikçi egemen güçleri asıl rahatsız eden, siyasal nitelikteki sokak gösterileri değil, işçilerin üretimi etkileyen eylemleri ile köylü-emekçilerin kırsal alanlarda üretim çarkının teklemesine yol açan eylemleri idi. Toprak ve fabrika işgalleri, vb.
THKP-C, THKO ve TİKKO gibi hareketler-örgütler bu dönemde ortaya çıktı. Örneğin THKP-C nin amacı, uzun vadeli bir devrimci mücadeleye girişmekten çok (altyapısı yoktu çünkü ) gerçek bir devrimin nasıl yapılacağını kitlelere göstermekti. Ayrıca, kitle hareketlerinin radikal potansiyelini test etmekti. “İdeolojik önderlik”ten, “öncü savaş”tan kasıt buydu. Bu bir deneydi ve Türk solunun bu deneyi yaşaması gerekiyordu.
Kitle hareketleri, profesyonel komplocuların tertiplerine açık bir yaraya dönüşmüştü o dönemde !.. Faşist bir darbeye, gerçekte, provoke edilen öndersiz kitle hareketleri çanak tutuyordu !.
Öndersiz kitleler kuru kalabalıktır ! Kolayca provoke edilebilirler. Öyle de oluyordu !.. Demokratik maskeli faşizm, yüzündeki maskeyi atma sürecine girmişti. Attı da ! Ancak, radikal örgütlerin eylemleri kitlelerin gözünde de meşruiyet ve sempati kazandı. Faşizm zıddını yaratmıştı ! Diyalektik !..
Özetle şunu söyleyeceğim :
Faşist darbeler gökten zembille inmez ! Bir avuç gencin radikal eylemleri faşizmi çağıramaz ! Faşizm, eğer toplumsal koşulları olgunlaşmışsa, bahanelerini zaten kendisi üretir !..
Faşist bir yönetimin esas amacı, radikal eylemleri tasfiyeden çok ekonomiyi “olumsuz” şekilde etkileyen kitle hareketlerini tasfiyedir !.. Bir de sol-aydınları !..
Denilmelidir ki, kırk yıldır; “12 Mart faşizmini siz getirdiniz” diyenler, gerçekte kendi teslimiyetçiliklerini kamufle etmeye çalışan salon sosyalistleridir !..
Kırk yıl önce; 20’li yaşlarda devrimci mücadeleye canını sunan gençlerin anılarını hiç kimsenin kirletmeye hakkı yoktur.
Eğer ille de bir “davet”ten söz edilecekse, 12 Mart faşizmini THKP-C tipi örgütler değil, kitlelere önderlik yapamayan TİP gibi ! teslimiyetçi örgütler davet etmiştir !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








