
30 AĞUSTOS'UN ARDINDAN..
08 Eylül 2012 19:25:00
Cezaevi yılları sözdışı kırk yılı aşkın bir süre hergün yazı yazdım. Bu süre içinde Babıâli’de de günlük yazılar yazdığım oldu.
Bizim Yeni Ufuk, ekonomik nedenlerle haftalığa düşünce, günlük yazı yazma alışkanlığım, bir türlü, haftalığa uyum sağlayamadı. Sık sık gündemin dışına düşmeye başladım. Türkiye gibi gündemi gün gün değişen bir ülkede haftalık yazılarla aktüaliteyi yakalamak zaten çok zordur!..
Geçen hafta da böyle oldu bu. Teknik bir aksama yüzünden 30 Ağustos için kaleme aldığım yazımın yerine bir sonraki haftanın “her dem taze” bir yazısı girdi. Bu arada 30 Ağustos için hazırladığımız kapak kompozisyonu da teknoloji canavarının dipsiz kuyusunda yok olup gitti!..
Hiç önemli değil.
30 Ağustos, 30 Ağustos’tur çünkü! Onun yerinin tarihimizde özel bir yeri vardır. Kimi zibidiler onu görmezden de gelmeye çalışsalar, onların bu densizliği, Büyük Zaferden kıl kopartamaz! Bilinen sözdür: Gerçekler, biz onları görmezden de gelsek, gerçekliklerinden hiçbir şey yitirmezler.
30 Ağustos, milli mücadelenin en önemli gerçeğidir! Onu, “sivilleşme” argüman ile gözlerden silmeye çalışmak, en hafif tabirle, tarihimize saygısızlıktır, nankörlüktür!
Öyle ama, şunu da görmek gerekiyor:
Türkiye yapısal bir değişim içinde. Karşıdevrim, Cumhuriyetin kalelerini bir bir ele geçiriyor; kendi kalelerini kurmaya uğraşıyor! Bu da tarihsel ve toplumsal bir gerçektir. Bu gerçeği iyi algılamazsak, büyük resmin detayları ile vakit öldürmüş oluruz!
Geçenlerde Hürriyet’te Ahmet Hakan şöyle diyordu:
“Ben, devletin ulusalcı kuşaklar yetiştirmesine de karşıyım, dindar kuşaklar yetiştirmesine de!..”
Bu, devrim ve karşıdevrim gerçeğini atlayan “ortayolcu” yaklaşım, şu hınzır soruyu akla getiriyor ister istemez:
İyi güzel de yeni kuşakların yetiştirilmesini özel sektöre mi ihale edelim?..
Şaka bir yana…
Her devrim, varoluşunu sürekli kılmak için, devrimin ideolojik-politik formasyonuna uygun kuşaklar yetiştirir. Bu, kaçınılmaz bir şeydir. Devrimin geleceği ancak bu şekilde güvenceye alınabilir.
Örneğin bizim Cumhuriyet Devrimimizde de böyle olmuştur bu; Küba’da da, Çin’de de, Rusya’da da…
Bu saptama karşıdevrim için de geçerlidir. Örneğin Hitler Almanyası ile Mussolini İtalya’sında devlet faşist kuşaklar yetiştiriyordu. Tıpkı, “demokrasi” ile yönetilen ülkelerde sermaye yanlısı “Liberal” kuşaklar yetiştirilmesi gibi!..
İran’da, Katar’da, Suudi Arabistan’da dinci kuşakların devlet eliyle yetiştirildiğini biliyoruz.
Bugün Türkiye’de olan da bu! Karşıdevrim, Cumhuriyet devriminin yetiştirdiği ulusalcı kuşakların yerine, dinci kuşaklar yetiştirmek için kolları sıvamış durumda!... 4+4+4 formülü bunu öngörüyor. Onunla da yetinilmiyor; tarikatlar, cemaatler “Milli Eğitim”e koşut hizmetler sunuyorlar!..
Ben buna hiç şaşırmıyorum.
Esas şaştığım şu:
Karşıdevrim, Cumhuriyet Devriminin kuyusunu kazarken, ulusalcı kitlelerin ilgisizliği nerdeyse budalalık düzeyinde!
Türkiye uyuyor!
Peki niye?
Çünkü kitleleri harekete geçirecek, Cumhuriyet Devriminin çağdaş kazanımlarına sahip çıkmasını sağlayacak önderler yok ortada!.
Ne CHP bu görevi yerine getirebiliyor, ne sendikalar, ne öteki demokratik kitle örgütleri!..
Kitlelerin önderi yok!
Öndersiz kitleler kurukalabalıktır!
Zonguldak’ta örneğin bölücülüğe karşı sokak gösterisine sadece yirmi kişinin katılmasının ayıbı gerçekte hepimizindir!..
YALNIZ KALDIK!
Türkiye iki ateş arasında!..
Bir yanda PKK var, öte yanda Suriye!..
ABD ve AB emperyalizmi Esad yönetimini bitirmek, yerine yandaş bir yönetim getirmek istiyor. Ama, elini taşın altına sokmuyor!.. Batı’nın Koçbaşı, Türkiye!
Son Birleşmiş Milletler toplantısında bizim Harciye Nazırımız Davutoğlu’nun Tampon Bölge önerisi kabul görmedi bu yüzden! BM “evet” demezse, onun vurucu gücü olan NATO da devredışı kalır; kaldı da zaten!
Batı niye taşın altına elini sokmuyor! Çünkü başta İran olmak üzere Rusya ve Çin, Suriye’nin bölünmesine karşılar!
ABD ve AB nükleer silahlara da sahip bu güçlü devletlerle karşı karşıya gelmek istemiyor!
MOSSAD’ın, CIA’nın paralı askerleri de işin altından kalkamayınca, Esad’ı “bitirmek” için Batı’nın elinde kala kala Türkiye kalıyor!
Dımdızlak ortadayız özetle!..
Bunu fırsat bilen PKK da strateji değiştirdi; artık vur-kaç yerine cephe savaşına yöneliyor! Amaçları Suriye sınırına sırtını dayayıp “Kurtarılmış Bölge” yaratmak!.. Bu bölgeyi giderek yarım halkalar biçiminde genişletmek!.. Bu arada halkı isyana teşvik etmek!..
AKP’nin “açılım” politikası da, ABD’nin gazıyla girdiği Suriye macerası da, sözcüğün tam anlamıyla, ayvayı yemiş durumda!.
O kadar ki, Obama yönetimi vatandaşlarına “Türkiye’ye gitmeyin” uyarısı yapıyor şu sıralar! Aynı güçler, yarımağızla “Türkiye’yi kurtarmak”tan sözediyor!..
AKP iktidarının ise, şehit cenazelerinde şakır şakır gözyaşı dökmekten, hamasi laflar etmekten başka yaptığı bir şey yok!.
İki arada bir derede!..
Peki ivedi çözüm?
İlke olarak sıkıyönetime karşı birisiyimdir ben. Ama, Güneydoğu’daki koşullar, sıkıyönetimi, en azından OHAL’i dayatıyor!..
“Asker darbe yapacak” diye TSK’yı paramparça edenler, döndüler dolaştılar, yine çareyi askerde aramaya başladılar!..
Bu paradoks Türkiye’nin en önemli sorunudur bugün!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








