
ÖZEL PAŞA BİR KONUŞTU?
13 Temmuz 2012 23:28:55
Devam edelim:
Pir konuştu!..
Ne mi dedi topuk selamları ile ünlü paşamız?
Şunu:
“Bizim savaşacak halimiz yok. Büyük devletler ne yaparsa biz de onu yapacağız…”
Şu iki cümle, Türkiye’nin savaş gücünü, uluslar arası konumunu ve kimler tarafından manipule edildiğini ne de güzel anlatıyor değil mi?
Sayın Paşa’ya bir topuk selamı da bizden!..
Gerçi bu sözler, bir bakıma malûmun ilanıdır! Ama, varsın olsun! Bu itirafı, iktidar ile arasından su sızmayan Genelkurmay Başkanının yapması önemli!..
Özel paşanın itirafını unsurlarına ayırmak gerekirse, şöyle bir tablo çıkıyor ortaya:
.Biz kendi başımıza savaş kararı alamayız.
.Zaten onların oluru olmadan savaşa girmemiz sözkonusu olamaz..
.Çünkü, stratejik bakımdan da Türkiye’nin dizginleri onların (ABD ile AB’nin) elinde.. Komutanlarımızın yarısı da içerde..
.Elimiz kolumuz bağlı, “onların” vereceği kararı bekleyeceğiz…
Paşa bu sözleri ederken, Başbakan Erdoğan’ın “Büyük Devlet-Büyük Lider” imajına limon sıkacağının bilincinde miydi acaba?
Fark etmez!
Gerçekler başka şeydir, içi-boş şişinmeler başka!..
Gerçeklerin üzerine sıkılan limon, onlara tad verir.
Palavraların üzerine sıkılan ise, onları eritir; geriye hava civa kalır!..
Biz bu köşede yıllardık ne diyorduk?
Şunu:
Türkiye, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bu coğrafyayı çıkarlarına göre yeniden biçimleme planının rol modeli ve taşeronudur.
ABD ile AB, bu bağlamda Türkiye’yi bölmek istiyor. Kullandığı avadanlık ise, PKK’dır. ABD; Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki kürtleri “Büyük Kürdistan” çatısı altında toplayarak ikinci bir İsrail yaratma peşinde… Petrol coğrafyası, bu iki uydu devlet tarafından kontrol edilecek…
Özel Paşa’nın iki cümlesi, bu projeyi asker ağzından deşifre etmiştir!..
Son zamanlarda Özel Paşa’ya bir şeyler oldu! Topuk selamları azaldı, pek ortalıkta görünmemeye başladı, Uludere ve uçak olaylarındaki suskunluğu manidardı!..
Bunların üzerine gelen yukarıdaki sözler…
Hayırdır inşallah!..
FESTİVAL
Düşmanlık ve savaş yoksa, dostluk ve barış kavramları da soyutlaşır, içi boşalır!
Ereğli Belediyesi’nin organize ettiği “Uluslar arası Sevgi, Barış, Dostluk Festivali”ne, yıllarca katkıda bulunmuş, festival komitesi üyeliği, Basın Komitesi Başkanlığı yapmış birisiyim. Yani, festivalin doğuşu ve gelişimi üzerine söz söyleyecek birkaç kişiden birisiyim.
Festival, Türk-Yunan gerginliği temelinde doğduydu. Amaç, gerginliğin yumuşamasına katkıda bulunmak, bu bağlamda uluslararası barışa hizmet etmek, halkların kardeşliğini savunmaktı.
İlk adımda, Yunanistan’ın Hydra adası belediyesi ile dostluk köprüsü kurulmuş, uluslararası barış sloganı somut bir zemine de kavuşturulmuştu.
Girişim, geniş çapta ilgi görmüş; örneğin Belediye Başkanı Halil Posbıyık’a, Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülünü kazandırmıştı.
Sonra, olanlar oldu. Ünlü Kardak Krizinin etkisiyle Hydra Belediyesi ile ipler koptu (ki esas o zaman gerekliydi barışı savunmak), sonuçta festivalin kültürel-siyasal zemini kaydı, işlevini yitirdi. O gün bu gündür, festivalin bir işlevi yok! Yani festival, artık, uluslararası barış ve dostluğa hizmet etmiyor!..
Bunun doğal sonucu olarak, festivalin adına verilen ödülün de bir önemi kalmadı; ödül, Belediye Başkanının kendi kafasına göre dağıttığı bir “kültürel” ulûfeye dönüştü!.. Tek kişiye verilmesi gerekirken, çok kişiye verilmesi işi iyice sulandırdı. Ödül, bir anlamda işportaya düştü!..
Şimdi merakla bana da soruluyor:
Müjdat gezen ile Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil, niçin ödülü almayı reddettiler?
Şunun için:
Anılan sanatçı ve gazeteci-yazarlar, belirli bir ideolojik-politik duruşu, Atatürkçü-muhalif duruşu olan, başı dik namuslu aydınlar… Omurgalı kişiler!..
Haberleşme açısından dünya artık daraldı! Gezen, Dündar ve Özdil, büyük bir olasılıkla kendilerine verilmek istenen ödülün ne olup olmadığını araştırdılar, bu konudaki tepkileri dikkate aldılar ve ödülü reddettiler.
Doğru olan da buydu! İdeolojik ve siyasal açılardan demokratik-ulusalcı bir duruşu olmayan, bu anlamda omurgasız bir yönetimin vereceği işlevsiz bir ödül, onlara bir şey kazandırmazdı, kaybettirirdi. İlkeli davrandılar, bekleneni yaptılar.
“Sevgi Barış Dostluk Festivali”, yıllardır uluslararası bir festival değil. Ulusal da değil. Yerel bir festival!.. Şuradan-buradan folklör ekipleri getirmek bu gerçeği değiştirmez.
Belediye Başkanının sahnede göbek atarken, “Kıskananlar çatlasın” demesi, bilinç olarak festivalin yerel kimliğine, bireyselliğine bir atıftır aynı zamanda!..
Peki, festival eski günlerine dönebilir mi?
Dönebilir.
Örneğin Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesine, komşularla ilişkilerde barışın ön planda tutulması fikrine katkı sağlayacak bir içeriğe kavuşturulabilir…
Seçkin bir jürinin belirleyeceği kişiye verilecek barış ödülü de bir işlev kazanabilir yeniden.
Belediye Başkanının kendi kafasına göre saptadığı kişilere verdiği işlevsiz bir ödülün, omurgalı kişiler tarafından reddedilmesi doğaldır.
Son red olayı, Ereğli’nin siyasal ve kültürel kimliğine de indirilmiş ağır bir darbe oldu.
En çok bu üzdü beni.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








