
?FENERİN ÇOCUKLARI?
18 Haziran 2012 02:17:28
Geçen gün kitaplığımı karıştırırken, “Fenerin çocukları” adını taşıyan bir kitap geçti elime. Kitabın yazarı, eski Fenerlilerden can kardeşim Osman A.Poshor’du.
Osman, kitabını, 2006 yılında imzalayıp göndermiş. Kitabı baştan sona okuyup okumadığımı anımsayamıyorum; hatta kitap üzerine bir şeyler yazıp yazmadığımı da!..
İnsan belleği tuhaftır. Bazen şeytanın aklına gelmeyecek ayrıntıları ısrarla saklar. Ama kimi zaman da insanın yüreğinde yer etmesi gereken olaylar, isimler, bellekten silinip gider!..
Osman sözdışı! Kitabı karıştırırken, eski mahalle arkadaşımın belleğine hayran kaldım. Şöyle böyle yarımyüzyıllık zaman dilimi içindeki hiçbir olayı, lâkaplarına kadar hiçbir ismi atlamamış!..
İnanılır gibi değil!..
Anı- otobiyografi türüne sokabileceğimiz “Fenerin çocukları”, aynı zamanda, cumhuriyet kültürünün bir devlet işletmesinin ekseninde yeşerip büyümesini de anlatıyor.
Fener mahallesini örnek alarak…
Fener mahallesi bir kültürdü:
Devletçilik kültürüydü.. Kemalist kültürdü..
Sadece devletçilik anlayışının sosyal alandaki izdüşümlerinden birisi değildi; dönemin beyaz yakalıları nerdeyse kutsayan elitst anlayışının tipik bir örneğiydi de Fener!..
1950’lilerin Zonguldak’ında, Fener mahallesi, “sosyete mahallesi” olarak anılırdı. Halkın “sosyete” kavramına yüklediği anlam ise, hayır, zenginlik değildi; seçkinlikti! EKİ’yi yönetenler de bu algıyı koyulaştıracak önlemlere yönelmekten geri durmazlardı… Örneğin bizim Fener’e geldiğimiz 1940’lı yılların sonlarında akşam belirli bir saatten sonra (18’di sanıyorum) çarşı halkının mahalleye girmesi yasaktı! Giriş yollarını EKİ bekçileri keser; gözlerinin tutmadığı kişileri sorgular, mahalleye sokmazlardı!..
Devlet işletmesi, Fener’de, kendine yeten (otonom) bir sosyal yaşam düzeni kurmuştu. Küçük bir marketi anımsatan “Ekonoma”, onun hemen yanındaki manav ve kasap, Fener sakinlerinin “çarşı” ile günlük ekonomik ilintisini “ihtiyari” hale getirmişti.
Deniz kulübü, basketbol ve tenis sahaları, kapalı ve açık sinemalar; okul servisleri, vb. ile Fener, kentiçinde bir mini kent gibiydi!..
Cumhuriyet kültürüyle iç-içe geçen bu elitist yaşam tarzı; giyim-kuşamdan sosyal ilişkilere kadar hemen her alanda yankısını bulurdu.
Örneğin, 1950’li yıllarda Fener yollarında şortlu kızlar görmek olağan sayılırdı. Müzik dans, ev partileri, vb. Fenerli gençlerinin çağdaş yaşam üsluplarının tipik birer göstergesiydi.
Fenerdeki yaşam tarzı, “sosyete” kavramının bürokratik yorumuydu bir bakıma!..
Bundandır, Fener, içine kapanık bir mahalleydi.. Fener dışındakileri “yabancı” sayan bir koşullama içindeydik hepimiz. Herkesin herkesi tanıdığı, o bir yana, olanca gizlerini bile bildiği bir “kabile” gibiydik!.. Bize göre Fenerli olmak bir ayrıcalıktı.
Şimdi nasıldır, iyi bilmiyorum.
Ama, son gidişimde rastladığım, tenis kortunun “bizim eve” giden arka yolunun kesilerek oluşturulan açık hava kebapçısı, Fener’in eski seçkin kimliğini yitirdiğini gösteriyordu. Anlaşılan, Fenerli olmak, bir ayrıcalık değildi artık!..
Osman’ın yer yer Hababam Sınıfı tadındaki anlatımı çok hoş.
Şu var ki Osman’ın çizdiği şen-şakrak Fener tablosu, madalyonun bir yüzü; madalyonun bir de öteki yüzü vardı:
Duygusal travmalar, ihanetler, parçalanmış yaşamlar, kısaca acılarla yoğrulmuş ve yerleşik ahlâk kurallarının utanmazca çiğnendiği öteki yüzü!..
Alkolikler.. Pırıl pırıl eşini seyyar balıkçılarla aldatan çocuklu genç kadınlar… Gencecik bedenleri kucaklayan trajik ölümler… “Yoksul” sevgilisinden “kurtarmak” için 17 yaşlarındaki kızlarını lise sıralarından koparıp kendisinin iki katı yaşındaki paralı kişilerle evlendiren, daha doğrusu satan anne-babalar… Ailelerinin karşılarına “koca” diye çıkarttığı ilk erkeğin kollarına, (ardındaki masalsı sevgi köprülerini dinamitleyerek) atılan kişiliksiz gençkızlar… Evli adamlarla evli kadınların yaşadığı gizli aşklar… Sübyancılar… Sırf politik görüşleri nedeniyle Fener’in sosyal tesislerinden dışlanan ünlü gazeteci-yazarlar… Sımsıkı bir bürokratik hiyerarşinin aşağıdan-yukarıya doğru yükselttiği köpeksi bir biat kültürü…
Fener’in öteki yüzü böyle bir şeydi işte!..
Mahallenin, diğer mahallelerle el-ele tutuştuğu platform , bu öteki yüzüydü!..
Ne demiştim:
Fenerli olmak artık bir ayrıcalık değil!
Buna bir Marksist olarak sevinmeli miyim, yoksa eski bir Fener çocuğu olarak üzülmeli miyim?
Bilmiyorum…
Ama şu kesin:
Yüreğimin bir parçası hâla orada!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








