
AKP-CEMAAT GERGİNLİĞİ
10 Mart 2012 18:05:48
Gülen Cemaati’nin, AKP iktidarını koşulsuz destekleme siyasetini terk etmesi çok önemli bir gelişmedir. Cemaat, özellikle son aylarda, siyasal iktidara eleştiriler de yöneltmeye başlamıştır. Örneğin, “Cemaatin yayın organı” olarak bilinen Zaman gazetesinin geçen Pazar günü yayınlanan sayısında, cemaatin medyadaki sözcülerinden birisi sayılan Ali Bulaç’ın dikkate değer bir yazı yayınlandı. Bulaç, yazısında hem iktidara ve hem de ona koşulsuz destek olan kimi dinci çevrelere seslenerek şöyle diyordu:
AKP iktidarına destek veren dindar çevreler, cemaatler ve tarikatların başka kaygıları olmalı. O kaygı, 300 yıldır düştüğümüz bu yerden nasıl ayağa kalkabileceğimiz konusudur. Onlar da iktidarın günahlarına ortak olurlarsa sadece inandırıcılıklarını değil, meşruiyetlerini de kaybederler, bu tehlike variddir.
BİZ iktidara destek vermeye devam edebiliriz, ama eleştireceğiz de. Ancak iktidar bundan hoşlanmıyor, nitekim eleştirenleri usulüne göre kenarda tutarak etkisizleştirme yolunu seçiyor, bazen “Sen bana güvenmiyor musun, eleştirerek beni zayıflatıyorsun” diye aba altından sopa da gösteriyor.
HOŞLANSIN hoşlanmasın, yapıcı olarak ve referanslarımızdan hareketle eleştirilere devam edeceğiz. Müslümanlar asli dava ve ideallerini unutmamalı, iktidarlar gelip geçicidir, her zaman “olan”dan “daha iyisi” vardır.
Görüldüğü gibi, Bulaç sadece AKP iktidarını değil, onu hala körükörüne destekleyen dinci çevreleri de uyarıyor; bu arada iktidarın Gülen Cemaatine “aba altından gösterdiği sopaya”, cemaatin sopasıyla karşılık veriyor!..
Diyor ki:
“.. İktidarlar gelip geçicidir, her zaman olandan daha iyisi vardır.”
Benzeri bir yazıyı geçenlerde şeriatçı yazar Abdurrahman Dilipak da yazmış; AKP’yi uyarmıştı!..
Öte yandan, AKP’nin belli-başlı destekçilerinden olan neoliberal çevrelerden de, iktidarın çeşitli yaptırımlarına karşı eleştirel sesler yükseltmeye başladı.
Peki niye?
Soru’nun yanıtı şöyle özetlenebilir:
Gülen Cemaati, anlaşıldığı kadarıyla iktidar pastasının (gücünün) paylaşımından rahatsız! Kendisinin dışlandığını düşünüyor!..
Bu bir güç kavgasıdır! İktidarda oturan AKP ile onun önderinin bu kavgada eli daha güçlü gibidir. Muhtemelen AKP’nin Gülen Cemaatine ihtiyacının kalmadığı düşünülmektedir.
MİT olayındaki son bilek güreşi bunu gösteriyor.
Neoliberal çevreler ise, iktidarın, Batı tipi bir demokrasinin lokomotifi olma özelliğini gitgide yitirmesinin tedirginliği içindeler. Anti-militarizm konusunda AKP İle el-ele veren neoliberaller, demokrasi için anti-militarizm pozisyonun tek başına yeterli olamayacağını, oysa AKP’nin bu konuda ümit veremediğini görmeye başlamışlardır. AKP, “demokrasi” kavramına Makyevelist açıdan yaklaşmaktadır! Onlara göre demokrasi bir amaç değil, araçtır!..
Neo’larla çelişmenin turnusol kâğıdı ise laisizimdir.
Giderek net şekilde görülüyor ki AKP’nin eleştiriye tahammülü yoktur! Oysa eleştiri ya da düşünce ve ifade özgürlüğü, demokrasinin özüdür. Eleştirilere tahammülsüzlük, demokrasilerde değil, otoriter rejimlerde en yalın ifadesini bulur.
Cemaat-AKP çekişmesi ile, henüz “münferit vakalar” şeklinde görülen AKP-Neoliberal ittifakının sarsılmasının giderek derinleşmesi beklenebilir.
AKP’nin acelesi var! Çünkü ABD, Ortadoğu için biran önce rol-modeline kavuşmak istiyor! AKP’nin İslamcı bir rejime, yakın çevrelerini de ezerek soluk soluğa koşturmasının nedeni budur bence!..
KADIN HAREKETİNİN TEMEL SORUNU
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, cins değil, sınıf mücadelesine yaslı bir gündür.
21.yüzyılda kadın-erkek eşitliği için mücadele etmek, tarihi tersine akıtmak anlamına gelir! Cins ayrımcılığının ortadan kaldırılması klasik(burjuva) demokrasisinin misyonları arasındaydı.
Kadın hareketi, 20.yüzyılın başlarından itibaren teorikman o aşamayı geride bırakmıştır.
Günümüzde kadın hareketinin görevi, sınıf mücadelesi bayrağını, erkeklerle omuz omuza vererek yükseltmektir.
Bakıyoruz ülkemize..
“Sosyaldemokrat” anamuhalefet partisinin kadın üyeleri, parti içindeki temsil oranlarının yükseltilmesinin esrikliği içindeler!. Oysa, gerçek bir demokrasiden sözediyorsak, kadın-erkek eşitliği, “sosyaldemokrat” parti içinde bir kota vurgusu olmaktan kurtarılmalıydı. Kadınların çoğunlukta olduğu bir yönetsel yapılanmaya da açık olmalıydı CHP!. Tam eşitlik ancak böyle sağlanacaktır!..
Kadınlarımızı çarşafa sokmaya çalışanların etkin varlığı, Türkiye’nin klasik demokrasi modelinin neresinde olduğunu göstermesi bakımından çok dikkate değerdir.
Cins ayrımcılığına karşı mücadele yetmez! Kadın ve erkek emekçiler, emekçi iktidarı için omuz omuza vermelidir!..
Kadın-erkek eşitliği ancak sınıf mücadelesi içinde yerli-yerine oturabilir!..
Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Clara Zetkin ve yoldaşlarının kişiliğinde kutluyorum!.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








