
SIRADA KİMLER VAR ?
07 Ocak 2026 22:02:40
Geçenlerde sormuştum:
ABD ile Çin ve Rusya’nın, ama özellikle de ABD’nin zengin doğal kaynakları veya stratejik önemi olan ülkelere çökme girişimleri dünya savaşlarının format değiştirildiği anlamına gelir mi ?
İlk iki dünya savaşı, yeniden paylaşım savaşlarıydı.
Endüstri devrimlerini zamanında (18 ve 19. Yüzyıllarda)yapan Batı ülkeleri hızla geliştiler. Ancak gelişme eşitsiz idi. Daha önceki sömürgeci dönemdeki nüfuz bölgelerinin paylaşımı, yeni güçler dengesiyle uyumlu değildi. Dünyanın güçlü ülkeler tarafından yeniden paylaşılması gerekiyordu.
Mesela Osmanlı İmparatorluğunun dünya coğrafyasındaki nüfuz bölgeleriyle imparatorluğun ekonomik, askeri ve siyasi gücü uyumsuz hale gelmişti. İmparatorluk, nüfuz bölgelerindeki kontrolünü koruyamayacak durumdaydı ve çöküyordu. Zaten savaştan önce de parçalanmaya başlamıştı.
Aynı durum Avrupa ve Asya ile Afrika’da da görülüyordu. Dünya böylece güçlü ülkeler için bir yağma sofrasına dönüştü.
1 Dünya savaşı bunun için çıktı. Büyük devletler yeni nüfuz bölgeleri elde etmek için birbirine girdiler, dünyayı yeniden paylaştılar.
Birinci dünya savaşının en önemli özelliği ve olayı, Çarlık Rusya’da, Marx ve Engels’in formüle ettiği sosyalizmin hayata geçmesi oldu.
Bir diğer önemli olay da çökertilen ve yağmaların Osmanlı’nın küllerinden yeni bir Türk devletinin ortaya çıkmasıydı. Yeni devletin/Türkiye Cumhuriyetinin özelliği yağmacı emperyalistleri bir kurtuluş savaşıyla yendiği Anadolu topraklarında yükselmesiydi.
İkinci dünya savaşı da aynı nedenle çıktı. O kısa dönemde değişen güç dengeleri yeni bir yağma/paylaşım savaşının koşullarını yarattı. Savaşın belki de erken çıkmasındaki en önemli etken, Almanya’yı gırtlağına kadar silahlandıran Hitler ismindeki bir faşist delinin bu ülkenin başındaki varlığı idi.
Dünyada çoktandır bir yeniden paylaşım savaşının koşulları var. Ama çok ironik bir durum da var.
Nci ve ikinci dünya savaşlarının çıkmasında aşırı silahlanma büyük rol oynuyordu. Şimdi ise nükleer silahların varlığı, yeni bir dünya savaşının çıkmasını önlüyor.
Bu kez büyük patronlar çeşitli bahaneler üreterek doğal zenginliklere sahip ve ayrıca stratejik önemi olan ülkeleri birer birer yutarak dünyayı yeniden paylaşıyorlar. Bu işte korkunç bir savaş gücüne sahip olan ABD başı çekiyor.
Hepimiz mazlum ülkelere saldırıp diz çöktüren Trump’a lanet ediyoruz, ama gerçekte Trump’ı yöneten de iyice olgunlaşan yeniden paylaşım koşullarıdır.
Bu elbette Trump’ın korsanlıklarını mazur göstermez, ama suçlanması gereken Trump’ın kişiliğinde en uyumlu ifadesini bulan emperyalist/şist saldırganlıktır. Onun temelinde de kapitalizm yatıyor.
Trump şu sıralar diğer birkaç Lâtin Amerika ülkesi ile İran ve Grönland’a kafayı takmış durumda. Ülkesinin gücünü rahatça sergileyeceği bir ortam bulmuşken İran ve Grönland’ı da kervana katmak istiyor.
Niçin onlar peki ?
İran’ın petrol zenginliği malum. Değerli madenleri de var ayrıca. Teknolojinin gelişmesi varlıkları bilinse de önemsenmeyen bir çok elementi değerli kılmaya başladı.
Grönland Danimarka krallığına bağlı kuzey Atlas okyanusu ile büyük bölümü Kuzey Kutbu deltası içindeki dev bir ada. 2.175.610 kilometrelik bir alanı kaplıyor. Yüzde 85’i ise buzlarla örtülü .
Adanın yerlisi Eskimo kökenli Grörland’lılar. Dilleri ve kültürleri var. Geleneksel yaşamanı sürdüren Eskimolar gitgide azalıyor. Danimarkalı göçmenlerle kaynaşan Grönland halkı giderek melez bir özellik kazanıyor.
ABD’nin orada işi ne peki ? Trump niçin sırarcı orayı ele geçirmek için ?
Deniz ürünleri zenginliği bir yana Grönland’ta kriyolit, bakır, çinko, kurşun madenlerini yanısıra nükleer silahların yapımında kullanılan uranyum ile molibden var. Buzulların altında ve ayrıca denizaltında nelerin olduğu şimdilik sır.
Burası doğal olarak stratejik bakımdan önemli bir alan da. Bu dev ada ile Çin ve Rusya gibi devler de ilgileniyor. Danimarka gibi küçük bir monarşinin burasını uzun süre elinde tutması zor. Hoş zaten Grönland sadece dışişlerinde Danimarka’ya bağlı, içerde özerk. Ekonomik modeli, karma ! Yani Gröndland, Trump’ın çökmek için aradığı koşullara sahip bir alan.
Trump’ın Türkiye’ye de gözünü diken çılgınlığına bir de dünyanın yeniden paylaşımı penceresinden bakılmalı diyorum. Oradan bakılırsa büyük devletlerle olan ilişkilerdeki dost-düşman kavramları yeni bir içerik kazanabilir.
ETİKETLER : Yazdır







