
GÜLEN NİYE DÖNMÜYOR?
22 Haziran 2012 13:49:37
Fethullah Gülen, Başbakan Erdoğan’ın “yurda dön” çağrısına olumsuz yanıt verdi. Gülen’in gerekçesi ilginçti:
“Türkiye (benim için) güvenli değil!..”
Gerekçe şöyle de okunabilir:
“ABD (benim için) daha güvenli!..”
Başbakanın çağrısı ile Gülen’in verdiği yanıtın, AKP-Cemaat koalisyonunun eni-konu sarsıntı geçirdiği bir döneme rastlaması, gerginliğin tırmanma eğilimi içinde olduğunu da gösteriyor.
AKP-Cemaat gerginliğini sadece, bir güçler çatışması olarak algılayanlar epeyce! Hatta gerginliği, “koltuk” kavgasına indirgeyenler bile var.
Oysa sorun bu kadar basit değil. Gerginlik daha çaplı ve derin nedenlere dayanıyor.
İlkten bir soru açalım:
Hakkında kesinleşmiş bir ceza, hatta soruşturma yokken, Gülen, niçin örneğin şeriatçı bir arap ülkesine değil de ABD’ye yerleşti? Ve niçin kendisini ABD’de Türkiye’den daha güvende hissediyor?..
Bu soruların arkasındaki çok yıldızlı bayrağın Ortadoğu’yu yeniden biçimleme projesini göremezseniz, Gülen- Erdoğan gerginliğinin asıl nedenini de yerli-yerine oturtamazsınız!..
Gülen, emekli bir vaiz değil çoktandır; global bir oyuncu! Dinlerarası diyalogun ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Türkiye için öngördüğü ılımlı İslam Rejimi’nin “gizli” lideri! AKP iktidarının da, proje kapsamındaki koordinatörü!.. Cemaat, Erdoğan ne zaman çizgiden çıksa, tavrını koyup onu yola getiriyor! AKP’nin askerlere karşı görece olarak yumuşamaya başlamasından, örneğin özel yetkili mahkemeleri kaldırmak istemesinden en çok cemaat tedirgin! Çünkü onlara göre TSK bütünüyle yeni rejimin yandaşı haline gelmedi, getirilemedi!
Aslında Cemaatin korkusu, arkasındaki gücün ya da ABD’nin korkusudur! ABD, bağımsızlık ideolojisinin ya da Kemalizmin köreltilemediği bir Türkiye’nin ılımlı İslam projesi için hazır hale gelmediğine, gelemeyeceğine inanıyor.
ABD, İsrail’le iyi geçinecek bir Türkiye peşinde! Bunun için de Gülen gibi, dinlerarası diyalogu seslendiren ılımlı bir lidere ihtiyacı var.
Cemaati ve Gülen’i, BOP dışında ele alırsanız, gerginliği içerdeki koltuk kavgasına indirgeye bilirsiniz; ama hata olur bu!..
Çünkü koltuğu kim kaparsa kapsın sonuçta ABD’den rüzgar almak zorundadır!..
Gülen’in AKP’ye karşı eleştirel tavrı, Erdoğan’ın “tek adam” haline gelip cemaati dışlaması, Gülen’in küresel oyuncu kimliğine talip olması olasılığından kaynaklanıyor.
Besbelli ki, ABD, iktidarın cemaat kesimi ile Gülen’e, Erdoğan’dan daha fazla güvenmektedir!..
Cemaatin küresel çapta büyümesini, ABD için yüklendiği küresel misyonla izah etmek daha doğru olur.
ABD, işine yaramayan bir dinci lideri herhalde yıllardır topraklarda barındırmaz ve milyonlarca dolarlık “yardım” sağlamazdı!..
Gülen’i özellikle Ortadoğu için global bir oyuncu haline ABD getirmiştir!..
Gülen’in Türkiye’ye gelmek istememesinin nedenleri arasında, Erdoğan’ın örtülü vesayeti altına girmeme düşüncesinin de etkili olduğu söylenebilir. Gülen, ABD’nin vesayetini, Erdoğan’ın vesayetine tercih etmektedir şu an.
Cemaatin tavırlarını, sadece Gülen’in Türkiye’nin yönetiminde büyük paya sahip olma isteği ile de izah edemeyiz. Cemaatin arasındaki gücü de görmek gerekir!..
Erdoğan ya ABD’nin süfle ettiği politikaları dile getiren cemaate teslim olacaktır; ya da gidecektir!..
Anayasa mahkemesinin cemaate yakın olduğu bilinen Gül’e yeniden seçilme yolunu açması, bu açıdan anlamlıdır.
Erdoğan, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma konumuna düşebilir!..
Çünkü Başkan veya Cumhurbaşkanı olamazsa, yeniden milletvekili seçilme şansı da kalmayacaktır. AKP tüzüğü buna engeldir!..
Erdoğan’ın durup dururken Gülen’e “gel” çağrısı yapmasını, bu olası tehlikeyle de irtibatlandırmak yanlış olmaz.
GÜNCEL MEVZİLENME
Marksist teoriye göre, bir sanayi toplumunda temel çelişki, emek-sermaye çelişkisidir.
Olağan koşullarda temel çelişki, aynı zamanda başçelişkidir. Bu çelişkiyi çözmeden toplumsal değişim/dönüşüm gerçekleştirilemez.
Şu var ki kimi tarihsel ve toplumsal koşullar, başçelişkinin değişmesine yol açabilir.
Örneğin savaş dönemleri!.. Savaş dönemlerinde başçelişki, ulusal çelişki haline gelir. Toplumsal çelişkiler, tali plana düşer.
Bizim sol kesimimizde bu konuda derin bir karmaşa yaşanıyor.
Kimi sol çevrelere göre bugün başçelişki, emek-sermaye çelişkisidir.
Kimi sol çevrelere göre, başçelişki; “darbeci-demokrat” çelişkisidir.
Kimi sol çevrelere göre ise; başçelişki, etnik çelişkidir. Kürt-Türk çelişkisidir.
Peki doğru olan hangisidir? Hiçbirisi!..
Günümüz Türkiye’sinde başçelişki; emperyalizm ve işbirlikçileri ile ulusal güçler arasındaki çelişkidir.
Bu, pratikte, ABD ile el-ele veren muhafazakâr (dinci) ve liberal güçlerle, Cumhuriyetçi-Atatürkçü güçler arasındaki çelişki şeklinde “tezahür” ediyor. Dinci-lâik çelişkisi bunun en soyut ifadesidir.
İlkinin sınıfsal temelini burjuvazinin tutucu kanadı ile feodal kalıntılar oluşturuyor.
İkincisinin sınıfsal temelini, burjuvazinin Cumhuriyetçi-lâik kanadı ile bağımsızlıkçı radikal sivil ve asker katmanlar oluşturuyor. Esas Mücadele; Cumhuriyetin devrimci kazanımlarını yok etmek isteyenler ile korumak isteyenler arasındaki mücadeledir veya çelişkidir.
Bu çelişkinin tutucu “çözüm”ü, Türkiye’yi emperyalizmin sultası altında Ortaçağa götürür.
Aksi, devrimlerin önünü açar.
Mevzilenmeyi doğru saptayamazsanız, gönlünüz bu tarafta olduğu halde, karşı tarafa hizmet edebilirsiniz!..
Öyle de oluyor zaten!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








