
NERDEN NEREYE?
10 Nisan 2012 22:32:36
Bir milliyetçilik lafıdır aldı başını gidiyor!
Kimisi “Atatürk milliyetçisi”, kimisi “muhafazakâr milliyetçi”, kimisi “Türk milliyetçisi”…
Günümüz Türkiye’sinde milliyetçilik kavramı, hangi niyete yenilirse o tadı verdiği söylenen tropik meyveye döndü!..
Önce “milli”den başlayalım:
Milli demek, burjuva demektir.
Burjuva demek, kapitalizm demektir.
Milliyetçilik, burjuvaziniz ideolojisidir. Liberalizm onun yaldızıdır!
Burjuvazinin programı feodal parçalanmadan “üniter” bir devlet çıkartmaktır. Yahut, sermayenin borusunun öttüğü bir devlet!..
Bu tür bir devletin rejimi, “halk yönetimi” anlamına gelen demokrasidir. Tabii hikâyedir bu! Rejimin dizginleri halkın değil, burjuvazinin elindedir! Serbest seçimler, burjuva iktidarına meşruiyet kazandırma oyunundan başka birşey değildir.
Burjuvası olmayan, feodalizmin ayak sürdüğü geri bıraktırılmış ülkelerde milliyetçilik, antiemperyalist bir içerik de kazanır.
Bu gibi ülkelerde milliyetçiliği, genelde, sivil-asker küçükburjuvalar sahiplenir. Kavramın radikal bir eylem programına yansımasına milli kurtuluşçuluk denilir. Programa omuz veren herkes, bu sıfatla anılır.
Bizim kuvay-ı milliye (milli güçler) hareketimizin içinde her soydan, dinden, mezhepten, sosyal sınıftan, etnik gruptan, vb. kesim vardı.
Bu çok katkılı harcın çimentosu milli kurtuluş ruhuydu; yahut kuvay-ı milliye ruhu!..
Kurtuluştan sonra herkes evli evine çekildi; yahut dinsel, ırksal, etniksel, sosyal vb. ideolojik kimliklerine döndüler.
Herzaman olduğu gibi, yeni rejime, hareketin öncülüğünü yapan asker-sivil aydınlar damgasını bastı.
Biz buna “Aydınlanma devrimi” diyoruz; yahut “Cumhuriyet devrimi”… “Milli “ (antiemperyalist) devrim diyenler de vardır.
Peki neydi sosyal ilişkilere damgasını basan “izm”?
Kapitalizmdi!.. Kapitalizmin bir varianti olan devlet kapitalizmi!
Model ise, “karma ekonomi”ydi. Asıl hedef ise, feodalizmin her alandan tasfiye edilerek rejimi gerçek sahiplerine ya da milli burjuvaziye teslim etmekti.
Olmadı!.. Olmazdı da!..
Rejim, 1946’da işbirlikçi burjuvaziye ve onun arkasındaki emperyalizme teslim oldu! Türkiye, karşıdevrim sürecine girdi..
2002’de ise, karşıdevrim iktidara oturdu.
Bundan sonraki süreci yaşıyoruz:
Yargının, basının, TSK’nın edilgenleştirilmesi; eğitim başta olmak üzere devletin tüm etkinliklerinin kontrol altına alınması..
Kısaca, Kemalist rejimin dinci bir rejime dönüştürülmesi için gerekli adımların atılması..
Atılıyor da zaten!
Peki yeni rejim içte ve dışa kime sırtını yaslayacaktı ya da yaslıyor?
İçerde, tutucu Anadolu ticaret burjuvazisine!.
Dışarıda, ABD ve AB emperyalizmine!..
Durum budur.
Esas yanıtlanması, gereken soru bundan sonra açılıyor:
Türkiye, geriye doğru dönüşür mü? Yahut Kemalist rejim, dinci bir rejime dönüşür mü?
Gidiş o gidiştir!..
Şu var ki, diyalektiğin temel yasasıdır:
Her şey kendi zıddını beraberinde taşır; her süreç kendi zıddına dönüşür!..
Tabii bu arada derinliği önceden kestirilemeyecek sancılı dönemlerden geçmek koşuluyla!..
ABD’nin Türkiye için öngördüğü proje, tarihsel gelişim-değişim yasaları açısından defolu bir projedir!..
Günümüzde milliyetçilik kavramının tam karşılığı antiemperyalist Cumhuriyet devrimciliğidir.
BEN MÜDAHİL DEĞİLİM!
Türkiye’nin siyaset sahnesine yeni bir oyun konuldu:
12 Eylül Davası!
Oyunun yönetmeni AKP!
Kim yargılanıyor bu davada?
Yaşları 90’ı sollamış iki emekli orgeneral!..
Soru hazırdır:
12 Eylül faşizmi sadece bu iki emekli orgeneralden mi ibarettir?
İşkenceci kadrolardan tutun da darbe döneminde Evren ve ekibine destek olan medya patronlarına kadar binlerce kişi, siyasetçi, bürokrat, işadamı, vb. sanık sandalyesinde olmamalı mı?
Sadece o kadar da değil:
12 Eylül’ü yaratan koşulları hazırlayanlardan niye sözeden yok?
24 Ocak kararlarının mucidi Turgut Özal’da nerede ayrıca?
12 Eylül Anayasasını “Evet” lesinler diye kitleleri manipüle eden yazar-çizerler?
AKP de o anayasanın ürünü değil mi sonuçta?
Dahası, darbe ortamını hazırlayan provokatörler nerede?
Onları el altından yöneten, besleyen ABD ajanları?
“Ortalık karışsın aradan biz çıkarız” diye şiddet olaylarını tahrik eden tarikat ve cemaatler?..
Yaşları, 90’ı aşmış ilci generali mahkum edince 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşılmış mı olacak?..
Güldürmeyin insanı!..
Bu bir oyun! AKP’nin son oyunu!..
Bundandır, 12 Eylül davasına ben müdahil değilim!
Tarihin mahkûm ettiği faşist kadroların iki generale indirilmesi, ötekilerin “aklanması” anlamına gelmiyor mu ayrıca?
Ben müdahil değilim! Bu ucuz ve hinoğlu oyunun figüranı olmak istemiyorum çünkü!..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








