
BİZANSVARİ!
03 Nisan 2012 14:40:38
Geçenlerde bu köşede yayınlanan Akdeniz Ereğli’si başlıklı yazımda, 2500 yıllık bir Rum ve Osmanlı kenti olan Kdz. Ereğli’de, o dönemlerin kültür mirasından hemen hiçbir iz kalmadığını belirtmiştim.
Sonra konu üzerinde biraz daha düşündüm; saptamamın, özellikle siyaset kültürümüzün oluşumu açısından yeterli derinliğe sahip olmadığı sonucuna vardım.
Açayım:
Bizans (Rum) ve Osmanlı siyaset kültürünün temel karakteristikleri, günümüz politikacı tipi ile politikacılığında yaşıyor bence.
Bizans’ın özellikle çöküş döneminde, politikanın özünü, entrikacılık oluşturuyordu. Osmanlı’nın iç politikasına damgasını basan da buydu!
II. Abdülhamit döneminde buna bir de paranoya eklenmişti.
Şu sıralar büyük bir ilgiyle izlenen “ Muhteşem Yüzyıl “ adındaki TV dizisine egemen olan saray entrikacılığı buna tipik bir örnek olarak gösterilebilir.
Gerçi anılan dizide çizilen Sultan Süleyman portresi hatalıdır : Saltanatının büyük bir kısmını seferlerde geçiren bu büyük devlet adamının saray entrikalarının merkezine oturtulması şık değildir:Ama, yine de Osmanlı seçkinlerinin politika algısını değiştirmez bu !..
Zaten Sultan Süleyman’ın da saray entrikacılığının etkisiyle başta Sadrazam İbrahim Paşa ile Piri Reis olmak üzere kendi çocuk ve torunlarını öldürttüğü de bilinen bir şeydir…
Bizim Ereğli’mizin siyaset ve ona bitişik basın fotoğrafına bakıyorum; bunların yanında Bizans ve Osmanlı entrikacılığı sadece solda sıfır kalmıyor; aynı zamanda, kötü birer karikatüre de dönüşüyor !..
Yerel entrikacılık; kavramın kendi içinde taşıdığı zekadan ve zariflikten yoksun; çok bayağı!..
Unsurlarına ise şöyle ayrılabilir:
İlkesizlik, yalancılık, yalakalık, ikiyüzlülük, tetikçilik, jurnalcilik, hortumculuk, vb…
(Dürüst kalemleri ayırıyorum).
Teşbihte hata olmaz denilir; bir zifos çukuruyla karşı karşıyayız !..
Şöyle böyle yarım yüzyıldır gazetecilik yapıyorum; politikanın ve basının böylesine kirlendiği, böylesine ayağa düştüğü bir başka dönem anımsamıyorum !.. Bu beni çok üzüyor..
Bu çirkin tabloyu yaratanlar gün gelecek bunun hesabını vereceklerdir! Tarih de affetmeyecektir onları !..
“ Aman “ diyorum bizim çocuklara; “ sizin için ne söylerlerse söylesinler ve ne yazarlarsa yazsınlar, sakın taş atmayın bu çukura; pislik üzerinize sıçrar !..”
Resmin bütününü görebilmek için geriye çekilmek gerekir.
Bakıyorum resmin bütününe; koltuk uğruna, rant uğruna, rant kırıntıları uğruna başeğenler, dizçökenler, secdeye gelenler, tükürdüğünü yalayanlar, insan olmanın erdemini ayaklar altına alanlar kıyamet gibi!..
Yetmişsekiz yaşında bir huzur evinde yitirdiğimiz büyük şairimiz İlhami Bekir’in “Son Kavga” başlikli şiiri geliyor aklıma:
Ölüm bir kez çalar kapıları
Doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan
Yumruğu, göğsü ve altın başıyla
Ne de güzeldir ayakta dimdik duran insan.
TÜRKİYE BAHARININ İLK TOMURCUKLARI!
“Arap Baharı”nın kerrakesi, son olarak Suriye’de gözler önüne serildi:
Uluslararası kırkharamiler, Irak, Mısır ve Libya’dan sonra Suriye’yi de ele geçirmek üzere! Sırada İran vardır. İran’ı da hale-yola koyabilirlerse, petrol denizinin üzerinde gel keyfim gel!..
Şu var ki, Ortadoğu’yu tümüyle ele geçirseler de tekelci kapitalizmin ölümcül krizleri ve buna koşut olarak savaş içgüdüsü sürecektir.
Kapitalizm, dünya çapında kriz geçiyor. Bu, sistemin temel çelişkisinden kaynaklanıyor. Sistem çürüyor, kokuşuyor, kendisini yiyor!..
Dünya hızla, bir III. yeniden paylaşım savaşına doğru gidiyor.
Bunu önlemenin yolu, emperyalizme karşı tüm ezilen ulusların el-ele vermesinden geçiyor.
Öyle ama, bir de bize bakın:
İran, Suriye, Çin, Rusya ve Hindistan gibi antiemperyalist ülkelerle kol-kola girip ABD ve AB’ye tavır alacağımıza; tam tersi bir yol izliyoruz: Haçlıların Ortadoğu seferinin piyonu olmayı kabul ediyoruz!..
Her şey bir yana, Müslümanlık nerde kaldı peki!..
Ortadoğu böyle…
Ama, öte yandan, Türkiye’de, Arap Baharı gibi yapay değil, sosyal anlamda bahar rüzgarları esmeye başladı: Halk kitleleri yavaş yavaş sokağa iniyor; iktidarın 4+4+4 gibi yanlışlarına karşı çıkıyor, tavır alıyor…
Kitle hareketleri önemlidir.
Hiçbir siyasal iktidar, kitlelere rağmen, onlara tavır alarak dediğim dedik havalarına giremez! Yakın geçmişimizde bunun sayısız örneği vardır.
İlk tomurcukları 4+4+4’e karşı eylemlerle vs veren Türkiye Baharı’nın tüm ülkeyi bir çiçek bahçesine dönüştürme olasılığı, yabana atılacak bir olasılık değildir!..
Bakalım…
ÜNİVERSİTE
Zaman zaman bu köşede vurguluyorum:
Ereğli, bir sanayi kenti olarak, özellikle siyasal ve kültürel açıdan olması gereken yerde değil; çok geride…
Aslında öyle olmaması gerekiyor.
Bir ülke gibi, bir yörenin de sanayi toplumuna geçişi çağdaş yaşam biçimi ile buna koşut kültürel gelişmeyi beraberinde taşır. Bu, siyasal alanda da yankısını bulur.
Erdemir gibi bir sanayi devinin kuruluşu üzerinden yaklaşık olarak yarımyüzyıl geçti.. Bu süre, Erdemir öncesinin bağrında hala feodal ilişki ve kültür tortularını taşıyan 8 bin nüfuslu bir balıkçı kasabasını çağdaş bir kent yapmaya yeter de artar bile!
Bir bakıma öyle de oldu. Biçimsel bakımdan Ereğli çağdaşlaştı; birçok alanda bir sanayi kenti profiline kavuştu.
Ama, orada kaldı! Çağdaşlaşma, kültürel alana çok az yansıdı.
Özellikle de siyasal alana..
TSO’nun önderliğindeki üniversite kurma girişimi olumlu sonuçlanırsa; ticaret, eğitim,sağlık, sosyal ve sportif yaşam ve genel kültür açısından da Ereğli’nin önü açılır. Ereğli, özellikle kültürel bakımdan hızlı bir evrim sürecine girer; bu arada siyasetin ve basının kalitesi de yükselir.
TSO, tarihi bir adım attı, kendilerini kutluyorum.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








