
TTK KAPANSIN MI ?
11 Subat 2026 00:06:54
İktidar, şu sıralar kendi döneminde yapılmayan bazı köprüler ile otoyolları satma hazırlığı yapıyor (muş). Satılacak devlet malları arasında savaş gemisi de var.
Cumhurbaşkanı yardımcısı Yılmaz, satılacak gemi için “ihtiyaç fazlası” dedi.
İhtiyaç fazlası ise satılır, bunu anlarım. Ama köprüler, otoyollar ihtiyaç fazlası olmaz ! Bunlar halen belli ihtiyaçlara karşılık verdiğine göre demek ki işletme haklarının satılmasının nedeni para ihtiyacı !
Köprülerin, otoyolların işletme haklarını satın alacakların amacı da para kazanmak ! Adam hem kira parasını çıkartacak, üstüne bir de kâr edecek. Bunun yolu da belli. Köprü ve otoyolların geçiş ücretleri yükseltilecek. İşletmecinin kazancını Türkiye halkı olacak hep beraber ödeyeceğiz vergilerimizle !..
Neyse. Bugünkü konum bu değil, bu yüzden derinleşmeyeceğim. Bugünkü konum epeydir üretimi durdurulan Türkiye Taşkömürünü Kurumu’nun da “bu meyanda “ tantuna gidip gitmeyeceğini irdelemek olacak…
Neden durduruldu üretim ?
Bilirkişi raporlarına göre üretimin sürmesi işçiler için riskli hâle gelmiş durumda. Can güvenliğinin sağlanması için teknolojik takviyeler yapılması gerekiyor.
Gerekçe gerçekten bu ise, anlarım. Zonguldak kömür madeni ile ilgili üç-dört kitap yazdım. Havza tarihini kömüre vurulan ilk kazmadan 2000’li yıllara kadar getirdim. Ayrıca Özal dönemindeki “TTK kapatılsın mı ?” tartışmalarını kitaplaştırdım. İşçi eylemlerini ve karşı eylemlerine ilişkin kitap çalışmaları da yaptım.
Diyebilirim ki kömür madenlerinin yaklaşık 200 yıllık tarihini az-çok bilirim. Maden, 1936-40 dönemine kadar yerli yabancı şirketlerin elinde kaldı; özellikle Fransız ve İtalyanların.
Cumhuriyet hükümeti, 1936-1940 arasında olması gerekeni yaptı; madeni Fransız ve İtalyanlar ile yerli sermayenin elinden kurtardı. Dört dörtlük bir devlet işletmesi yarattı.
Özellikle ikinci büyük savaş yıllarında ocaklarda 40 bine yakın işçi çalıştı, tüvanan üretimi 5 milyon ton/yılı aştı…
Havza tarihinin en geliştiği ve aynı zamanda en acılı dönemi bu dönem oldu.
Özel sektörcü DP’nin 1950’de iktidara gelmesinden sonra TTK, öteki devlet işletmeleri gibi, aradaki sıçramalar sözdışı, gözden düştü. Özellikle Turgut Özel döneminde “parya”laştı.
Satılması, olmazsa kapatılması düşünülen devlet işletmelerinin ön safında yeralmaya başladı. Gerekçeleri TTK’nın zarar etmesiydi. Oysa üretilen kömür devleştirilmesinden itibaren sübvansiyon konu oldu hep. Bunu dinleyen yok. Özal, “Nerede ucuzu varsa oradan alınır” deyip kesip atıyordu. Isak Alaton gibi kömür ithalatçıları ve doğalgaz girişimcileri; “işçilere maaşlarını evlerinde ödeyelim, daha az zarar ederiz” diye kafa buluyorlardı !
Oysa taşkömürü stratejik bir maden idi. O olmadan savaş sanayiine çelik ve demir üreten yüksek fırınların bacalarını tüttürmek sözkonusu değildi.
Bu kafaların yarattığı dışarlıklı iklim yüzünden TTK gitgide geriledi, üretimi 700 bin ton/yıla düştü. Atıl maden sahalarının kiraya verilmesi de sorunu çözemedi. TTK 8-9 bin işçisiyle yurt ihtiyacının ancak otuzda birini üretebilen bir işletmeye dönüştü.
Çevrelerini mahveden ve sadece yüzde 3’lük küçük bir pay bırakan yabancı kökenli altın madenleri baştacı edilirken, demir-çeliklerin olmazsa olmazı bir madeni satmak da kapatmak da Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır.
TTK yeni yatırımlarla yeniden ayağa kaldırılmalıdır ! Çünkü ona ihtiyaç var. Yarın bir savaş çıksa ve kömür ithalatı tıkansa, üç demir-çelik’in bacalarını nasıl tüttüreceksiniz ?!..
ETİKETLER : Yazdır







