
SOSYAL DERİNLİĞİ OLMAYAN HAKLAR FASA-FİSODUR !..
10 Aralik 2025 22:06:29
İnsan Hakları Günü’nü sessiz-sedasız geçirdik.
Oysa İnsan Hakları en temel haktır. Bir toplumsal sistemin ve rejimin kalitesi insan haklarıyla özdeştir.
Şunu biliyoruz: Kavram, tarihi ilerlemeyle birlikte içerik değiştirdi.
Eski Yunan Stoacılığı doğa ile uyum temeline basan edilgen bir felsefeydi.
Antik Yunan ve Roma hukuku da bu felsefi bakışa dayanıyordu.
İnsan Hakları, doğal toplumsal gelişmeye uyumlu bir kavram olarak ele alınıyordu.
Mesalâ Aristotales gibi antik düşünürler, insanı alınıp satılır bir mal olarak gören köleci hukuk kölecilik ile toprağa bağlayan feodal serfliği onaylıyorlardı.
Bu dönemlerde insan hakları kavramı, egemenlere biat temelindeydi ve bir hak olarak değil, görev olarak algılanıyordu.
İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı bile fasa-fisoydu.
İnsan Hakları kavramı 18 ve 19. yüzyıllardaki demokratik devrimlerde hak kavramıyla buluştu. Ama yine de görece bir kavramdı bu. Üstelik soyut bir kavramdı da.
Devrimci burjuvazi, aslında kendisi için istediği özgürlük, eşitlik vb. kavramlar ile hak kavramını genişletmişti, ama yine de soyut haklardı bunlar.
1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi soruna sadece hukuki açıdan yaklaşıyor, keyfi tutuklamaları, sürgünleri, adil olmayan yargılamaları da insan hakları ihlali kabul ediyordu. Ama bildirgeyi 80 yıldır ipleyen yok !
Kavramın yerine oturması, toplumsal ve tarihsel gelişmeye koşut olarak sosyal bir derinliğe kavuşmasıyla mümkün oldu. Liberalizm/demokrasi insanlara bir çok hak tanıyordu, ama sonuçta kağıt üzerinde kalan soyut haklardı bunlar.
İşsiz, parasız ve evsiz bir insan için (ki kapitalist toplumlarda vukuat-ı adiyedir bu) kağıt üzerinde özgürlük ve eşitlik kavramı bir şey ifade etmiyordu. Yani yaygın bir ifadeyle soyut özgürlükler karın doyurmuyordu. Soyut özgürlüklerin somut hale gelmesi gerekiyordu.
Zaman içinde bu anlayış sosyallik kavramını yarattı. Demokratik devletlere sosyal derinlik katılması fikri doğdu ve yaygınlaştı.
Buradan bakarsak…
İnsana kağıt özerinde bir sürü hak sağlamak yetmiyor, onların hayata geçinilmesinde de rol almak gerekiyor.
Yani devlet gözetmen olmaktan çıkıp insanlara insanca yaşama hakkı sağlaması gerekiyor. Her alanda ! Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda !..
Yani bireysel insan haklarının toplumsallaşması gerekiyor.
İhtiyacı olanlara iş sağlanması, hastaysa bakım sağlanması, barındırılması, temel haklarının titizçlikle korunması gerekiyor. Bunun için de devletin de sosyalleşmesi gerekiyor.
Kapitalizme yansıtılan en önemli ve haklı eleştiriler, temel insan haklarını egemenlere özgü bir hak olarak algılaması ve uygulamasıdır.
Şöyle bağlayacağım:
Sosyal derinliği olmayan haklar kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.
İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkının bile ciddiye alınmadığı toplumlar vahşi toplumlardır.
İsrail’in Gazze’deki soykırımını düşünün ! İsrail için 80 yıllık İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ne ifade ediyor meselâ !..
Bu canavarlığın temelinde yatan toplumsal sisteme niçin saygı duyayım !..
ETİKETLER : Yazdır







