
ESAS EŞİTLİK EMEĞİN ÖZGÜRLEŞMESİDİR!
10 Mart 2026 13:56:00
Kadının sosyal yaşamda aldığı rolü çocuk doğurmak, erkeğine hizmet etmek şeklinde algılayan ataerkil zihniyete ilk tepkilerin Avrupa’daki Aydınlanma Hareketi’nde gündeme geldiğini biliyoruz.
Condorcer gibi 18. yüzyıl düşünürleri ataerkil düşünceye başkaldırıp kadının özgürlüğünü savundular.
1789 Fransız Devriminin ilk yıllarında Oleympe de Gouges ünlü Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildiri’sini yazdı.
Bildiri Avrupa’da yankı yarattı. İngiliz düşünür-yazar Mery Wollstonecraft, Kadın Haklarının bir Savunucusu’nu yayınladı. Yazar yapıtında, kadınların sadece erkekleri hoşnut etmek için varolduğu düşüncesine karşı çıkıyor, kadının eğitim ile iş dünyasında ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini ileri sürüyordu.
Kadınların erkeklerle eşitliği mücadelesi çok yavaş gelişti. Ataerkil zihniyet öylesine derinlere inmişti ki kadın özgürlüğü hareketinin örneğin ABD’ye ulaşması yarım yüzyıl aldı !
1848’de New York eyaletinde toplanan Kadın Hakları Kongresi’ne bir bildiri sunan Cady Stanton ve Lucretia Mott, kadınların toplumda aşağılanmasına karşı çıktılar ve kadınlara erkeklerle eşit haklar sağlanmasını istediler.
Bu bildirinin yarattığı yankı üzerine bu kez kadınlara oy hakkı tanınması için kampanyalar başlatıldı.
Ancak kadın hareketi yine de beklenen ivmeyi kazanamadı. Kadın Hareketine en önemli katkılardan birisini Fransız yazar Simone de Beauveoir yaptı. Yazar özellikle üç ciltte toplanan Kadın ve İkinci Cins ismini taşıyan kitaplarında, kadın özgürlüğünün aynı zamanda erkek özgürlüğü olduğunu ileri sürdü. Bu şeklide Klasik feminist hareketi yeni bir boyuta taşındı.
Düşünsel alandaki bu önemli gelişmelere özellikte ABD’de yoğunlaşan “eşit işe eşit ücret” eylemleri yeni bir boyut kattı. Emekçi kadınların yığınsal eylemlerine rağmen kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmaları uzun yıllar aldı.
Bunun en tipik örneği oy hakkıdır:
Kadın hareketi Avrupa ve daha sonra ABD’de de görüldüğü halde kadınlara siyasi halkın en önemli simgesi olan oy hakkı ancak 19. yüzyılda tartışılmaya başlandı.
Klasik demokrasilerin geliştiği ABD ve İngiltere, Fransa gibi ülkelerde kadınlara oy hakkı bazı İskandinav ülkelerinden sonra verilebildi.
Kadınlara oy hakkı veren ilk ülkeler Yeni Zelanda (1893), Avustralya (1902) oldu. Bunları Finlandiya (1906), Norveç (1913) izledi.
Demokrasinin beşiklerinden birini sayılan İngiltere’de kadınlara oy hakkı ancak 1943’te verilirken Türkiye’de 1934’te verildi.
Uzatmayayım…
Tarih bize şunu öğretiyor:
Kadınların cins ayrımcılığına karşı verdiği mücadele sosyo-politik ve sosyo-kültürel bir derinliğe kavuşamazsa, kağıt üzerinde kalıyor.
Kadının özgürlük hareketini klasik feminizm ile eşdeğer görmek ne kadar yanlışsa demokrasi mücadelesiyle sınırlamak da o kadar yanlıştır.
Kadınların olsun, erkeklerin olsun gerçek özgürlüklerine kavuşabilmeleri için öncelikle emek sömürüsünden kurtulmaları gerekir. Gerçek özgürlük, emeğin özgürleşmesidir yani. Eşit işe eşit ücret, gerçekte eşitlik değildir. Toplumsal eşitsizliğin cins alanındaki eşitlenmesidir…
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü iki gün gecikmeyle kutluyorum. Özür dilerim.
ETİKETLER : Yazdır







