
DERBİNİN ARDINDAN…
09 Mart 2026 00:09:11
İran savaşını yazmaktan bıktım, bugün futbol yazacağım; daha doğrusu BJK-GS maçını…
**
Derbilerde ev sahibi takım maça avantajlı çıkar. Kendi sahasında ve kendi taraftarı önünde oynamanın avantajıdır bu. Özellikle derbilerde seyirci 12. Adam olagelmiştir hep.
Bunun dışında Beşiktaş bu yıl yeni, ama kaliteli bir takım kurdu, başarılı sonuçlar da aldı. Beşiktaş’ın bir avantajı da puan tablosuna göre şampiyonluk için iddialı bir sırada olmayışıydı. Yani rahat oynayabilirdi….
Maç başladı, BJK’nın oyunu kendi yarı sahasında kabullenen bir oyun felsefesi benimsediği görüldü. Bu doğruydu. Çünkü GS’nin Osimhen ve Barış gibi hızlı oyuncuları vardı ve onları dikine hareketlendiren Sane gibi gibi bir usta pasörü… Besbelli ki bir kontr atak önlemiydi bu.
Ancak dahası vardı. BJK hücum versiyonları da denemniyordu. Geriye yaslanmalarının nedeni, erken gol yememekti.
GS’nin golü pek erken bir gol değildi, ama sonunda geldi. Dakika 38’di.
BJK bu oyun anlayışını, GS’nin 10 kişi kaldığı 62. dakikaya kadar sürdürdü. İlk yarı tek pozisyonları vardı, onu da gole çeviremediler. Ancak Sane’nin atılmasından sonra ileri çıkarabildiler. Son yarım saat BJK’nin anlamsız top dolaştırmalarını izledik. Bu periyotta birkaç pozisyon da buldular, ama o kalitede bir takıma yakışmayacak şekilde bunlardan yararlanmadılar.
Oyunun geneline bakıldığında, istatistiklerin gösterdiğinin aksine, sadece ne yaptığını bilen değil, neyi nasıl yapması gerektiğini bilen takım GS idi. Son yarım saat GS ilin bir karakter testi gibiydi, kazandılar !
GS, üst seviyede maç/maçlar deneyimi olan bir takım. Oyunu nasıl yavaşlatacaklarını, nasıl zaman kazanacaklarını iyi biliyorlar. Bu kez de çok fazla sırıtmadan bence başarılı oldular.
Maçtan sonra BJK oyuncuları ile hoca ve yöneticilerinin yenilginin faturasını hakeme çıkartmaları, gerçekte kendi başarısızlıklarına bir bahane arama çabasıydı.
Ne olursa olsun, tam yarım saat 10 kişi kalmış bir rakibe üstelik kendi sahanızda yeniliyorsunuz ! Bunun adı beceriksizlik ve başarısızlıktır!
Hakem hatalarına gelince…
Hakem, Arapça bir sözcüktür, yargıcı anlamına gelir. Hakem sportif anlamda yargıçtır.. futbolun yasalarını/kurallarını uygular, ama tıpkı adli yargıçlar gibi takdir halkaları da vardır.
GS’li Sane’nin rakibin ayağına bastığı ilk pozisyonda sarı kart doğruydu, kırmızı kart çok ağır bir karar olurdu. Çünkü, bilek ve üstü değil, ayağa basmalar futbolda çok görülen olaylardır. Her ayak basmaya kırmızı kart çıkartırsanız sahada adam kalmaz !
Mesela, Barış Alper’in yerde kaldığı pozisyonda da ayağa basma var, ama halen faul’ü ya görmedi ya da takdir hakkını kullandı. Sane’nin kırmızı kart gördüğü pozisyonda bile farklık bir değerlendirme yapılabilirdi; örneğin ikinci sarı kartla Sare’yi oyundan çıkartma gibi! Sane’nin ikinci faulü çok tehlikeliydi, ama kısıtlı değildi, Sare, başka tarafa bakıyordu…
Osimhen’in oyun durduktan sonra topu kaleye göndermesine sarı kart verilebilir ve Osimhen iki sarıdan kırmızıyla atılabilirdi. Ama, bu da çok ağır bir karar olurdu. Sanırım hakem takdir hakkını kullandı…
BJK’iyi bir takım, ama henüz GS ayarında değil. Takımın oturması, gol yollarındaki manasız telaşını yenmesi, kendi yarı sahasından çıkarken hızlı adamlara karşı savunma güvenliğini elde tutacak hızlı savunmacılara sahip olması gerekiyor.
İyi bir takım olabilmek için gerektiğinde hakemi de yenmek gerekir.
ETİKETLER : Yazdır







