
SİNA YENİDEN BİZİMLE !
27 Ekim 2025 21:56:48
Yayınladığı küçük bir haber yüzünden bir süredir kapalı ve yarı-açık cezaevlerinde yatan küçük oğlum Sina (aynı ismi taşıyoruz) izinli olarak geldi; doldurunca yine cezaevine dönecek.
Sık sık değişen bizim infaz yasası ile cezaevleri sistemi son zamanlarda iyice mantık kurallarını çok zorlayan bir karmaşık sürece girdi. Özellikle Kovit salgını döneminde alınan infazla ilgili kararlar adalet kavramı ile çelişen bir biçime dönüştü.
Ne zaman meclise sunulacağı belli olmayan yargı paketinde bu durum düzeltilir mi, umutluyum.
Arkadaşlığa doğru derinleşen baba evlat ilişkileri, belirli bir çizgiyi aşmamak koşuluyla, aile bağlarını güçlendirir.
Ben babam Ahmet Naim’le böyleydim. Bu kültürü bugün kendi çocuklarımda sürdürüyorum.
Sina’nın izinli de olsa bize dönmesinin sevincini ailecek yediğimiz bir yemekte paylaştık. Sohbet ettik…
Cezaevinden çıkmış biriyle ne konuşulur ?
Öncelikle cezaevi koşulları konuşulur ! Öyle de oldu.
İnsanların işledikleri suçlar nedeniyle cezalandırılmalarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. İbraniler ölüm cezasına çarptırılan suçluları ceza infaz edilinceye kadar boş sarnıçlarda tutarlardı. Eski Yunan ve Roma’da infaz öncesi suçlular boş madenlere kapatılırdı. O dönemlerde hapis cezası yoktu. Kırbaçlama, el kesme, idam, vb. fiziki cezalara çarptırılanlar için geçici bir işlemdi kapatma…
Hafif suçlular için 12. yüzyılda ıslahevleri kuruldu İngiltere’de. Islahevlerinde kalanlar genelde çalıştırılıyorlardı. İlk cezaevi kurumlaşması 13 yüzyılda oldu. Peşi geldi…
İnsanlığın en önemli keşifleri ateşi bulması ile yapay zekadır bence. En ağır ceza ise, bir insanı uzun süre özgürlüğünden yoksun bırakmaktır.
Yo hayır buna karşı çıkmıyorum, sadece hapis cezasının insanlığın bulduğu en ağır ceza olduğunun altını çiziyorum. İşte bu nedenle bu cezanın uygulanmasında çok titiz olunması gerektiğini düşünüyorum. Hapis, son seçenek olmalı bence.
Bir de şu:
Dedim ya, 12. yüzyıldaki ilk cezaevleri, ıslahhane niteliğinde yerlerdi ve mahkûmlar buralarda üretime teşvik ediliyordu. Kapatma cezası bu şekilde görece hafifliyordu. Bu şimdi de uygulanıyor, ama çok dar kapsamda. Bunun yaygınlaştırılması gerekiyor…
Neyse.
Oğlumla cezaevi koşullarını konuştuk, infaz sistemini irdeledik kendimize göre. Sonra başka konulara geçtik, ailece birlikte olmanın manevi tadını da çıkarttık. Zaman zaman torunum Defne’nin çeşitli muzipliklerine gülerek, alkışlayarak…
Sohbetimizin odağında basın ve basın sorunları vardı. Düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu, nerdeyse insanlıkla yaşıttır.
İlk insanlar, ayrı bir tür olarak iyice şekillendikten sonra kabile yaşamına geçtiler. Kabile yaşamı, komün yaşamıydı, ilkeldi, ama eşitlikçiydi, çünkü henüz sosyal sınıflaşma oluşmamıştı. Kabileleri güçlü ve yetenekli olanlar yönetiyordu, ama kabile üyelerinin söz hakkı ya da ifade özgürlüğü vardı.
Düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu sosyal sınıflaşmanın netleştiği köleci toplumda ortaya çıktı. Yönetenlerin amacı egemen konumlarını korumaktı. Buna zarar veren düşünce ve ifadeler “toplum huzurunu bozan, zararlı düşünce ve ifadeler” olarak mahkum edilmeye başlandı.
Eski/ilk Yunan site demokrasisinin “düzen karşıtı” olduğu argümanıyla Sokrates’i ölüme mahkum etmesi, demokrasi kavramının da aslında göreceli ve otoriter bir kavram olduğunu, sınıfsal bir içeriğinin bulunduğunu gösteren ilk örneklerdendir.
İki satırlık bir haber yüzünden oğlumun hapis cezasına çarptırılması, Türkiye demokrasinin niteliğini gözler önüne sermek bakımından tipik bir örnek…
Oğlumla, cezaevine dönmeden önce de bir rakı sofrası daha kurmayı kararlaştırdık.
Bir daha ne zaman biraraya gelip rakı içeriz, kim bilir ?..
ETİKETLER : Yazdır







