
RANT MI ÜRETİM Mİ ?
08 Ekim 2025 21:57:39
Altın ve döviz aldı başını gidiyor !
Bu satırların yazıldığı saatlerde altın’ın gramı 5,900 liraydı, dolar da 41,70 lira. Her ikisi de yükselme eğilimindeydi.
Altın ve dövizin fiyatlarının inip çıkması aslında küresel bir olaydır, ama her bir ülkenin koşullarına göre aşağı-yukarı hareketlenmeler değişebilir. Yeteri kadar gelişememiş ülkelerde özellikle enflasyon oranlarının yüksek seyri, arz-talep yada üretim-tüketim dengesinin çok daha fazla bozuk olmasıyla ilgilidir.
Altın ortaçağda sikke formunda alış-veriş aracı ya da para olarak da kullanılıyormuş. Artık durum öyle değil: Yeryüzündeki altının yaklaşık yüzde 60’ı hükümetlerin merkez bankalarında para birimlerinin güvencesi olarak saklanıyor ve bu arada uluslararası ödemelerde kullanıyor. Devletin basıp belirli bir değer karşılığı satılan altınlar ile ziynet eşyası olarak kullanılan altınlar en güvenilir bir değer olarak “yastık altlarında” da saklanıyor, bu anlamda tasarruf aracı kimliğine kavuşuyor.
Altın ve döviz fiyatlarının yükselmesi, arz-talep dengesizliğiyle ilgili. Talebi artan her şey gibi altın ve dövizin de fiyatları talep oranına koşut olarak yükseliyor.
Enflasyon da talep fazlasıyla oluşuyor. Talep fazla ürün-mal az ise, malın/ürünün fiyatı yükseliyor. Çare daha çok üretmektir, yok bu olmuyorsa talep döviz karşılığı dışardan karşılanıyor. Bu da zaman içinde döviz rezervinin erimesine yolaçıyor, azalan dövizin fiyatı, her şey gibi, artıyor.
Buradan bakıldığında bizim gibi çift paralı ülkelerde enflasyonun tetikleyicisi döviz fiyatlarının artışı oluyor.
Hükümetler döviz fiyatının yükselmemesi için piyasaya altın ve döviz satarak denge sağlamaya çalışıyorlar, ama bu kez ülkenin altın ve döviz birikimi azalmış oluyor. Bu da basılan gerel paranın arzında problemler yaratıyor.
Piyasadaki para miktarını dengelemek için faiz kozu oynanıyor. Talebi azalmak için faizleri yükseltip sıkı para politikası izleniyor, ama bu önlem bu kez halkın fakirleşmesine yolaçıyor.
Faiz, paranın fiyatı gibi de gözükse de aslında öyle değil; faiz, gerçekte emekçilerin ürettiği artı-değerin bir parçasıdır.
Şu sıralar altın ve döviz fiyatlarının yükselmesinde altın ve dövize olan bireysel talebin yükselmesinin de rolü var. Faizlerin düşürüleceği beklentisi de bu talebi tetikliyor. Faiz yoluyla parasıyla para kazanan yatırımcı bu kez parasını altına ve dövize kaydırıyor.
En son Ekonomi bakanının yüksek faizden yakınması faiz düşüklüğünün bir işareti sayılıyor.
Geniş kitlelerin aleyhine olan bu para-döviz-altın ve faiz sarmalının daha çok geri bırakılmış ülkelerde etkili olmasının nedeni ise üretim yetersizliğidir.
Yönetim üslubumuz üretime değil, tüketime ve dolayısıyla ranta dayalı. Özellikle temel ihtiyaç mallarının üretiminde yetersiz kalmamız enflasyonun başlıca nedeni ! Üretime kaynak yok, ama şatafata var.
Bunun en tipik örneğini Şimşek ekonomisinde görüyoruz. Şimşek’in uyguladığı Kemerleri Sıkma Politikası (KSP), topyekün tasarrufa dayalı olması gereken bir politikadır. Halka tasarruf yaptırılıyor, örneğin enflasyon rakamları düşük tutulup işçi-memur emekli maaşları tırpanlanıyor, kamu hizmetlerine zam üstüne zam yapılıyor, ama kamu tasarruf yapmıyor, bu fedakârlık hep yoksul halktan bekleniyor.
**
Şu sıralar AKP içinden de Şimşek’in yüksek faiz politikasına itirazlar var. Faizin düşürülüp tedavüldeki para miktarının arttırılmasını istiyorlar. Bunun nedeni reel/üretken sektörün, özellikle tekstilcilerin talepleri ! Para arzı çoğalacak mallar satılacak… Sonuç: Halk biraz daha borçlanacak ve arz-talep dengesi yeniden bozulacak. Aynı nedenle enflasyon yeniden atağa kalkacak…
İnsanın sorası geliyor: Ekonomi kimin için yönetiliyor ?..
ETİKETLER : Yazdır







