Yeni Ufuk Gazetesi  - Kdz Ereğli ve Zonguldak bölgesel haberler
 
logo
  •  
    •  » TEKNOLOJİ
    •  » MEDYA
    •  » FOTO GALERİ
    •  » VİDEO GALERİ
    •  » TÜM HABERLER
    •  » YAZARLARIMIZ
    •  » ARŞİV ARAMA
    •  » HABER ARA
    •  » SEKTÖR
    •  » KÜNYE
  • ZONGULDAK
  • KDZ.EREĞLİ
  • ALAPLI
  • GÜLÜÇ
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • POLİTİKA
  • MAGAZİN
  • YAŞAM
  • DÜNYA
  Yerel Kalkınma Programı güncellendi. Zonguldak’ta teşvik kapsamında..
  Başkan Tekin’den açıklama: “Tedbirimizi aldık.. Sularımız temiz”
  Alaplı Çayı’nda içme suyunu besleyen çayda telef olmuş tavuklar bulundu
  Motosiklet ile Otomobil Çarpıştı
  Gülüç’te feci kaza: 2 ölü
  Okumuşoğlu: “Dönen döner, ben yolumdan dönmem”
  TTK’da Üretimi Durduran Eksiklikler İçin 728 Milyon Liralık Ödenek
  Hafriyat Kamyonu Boşaltım Sırasında Şaha Kalktı
  Deniz Yavuzyılmaz binlerce madencinin hayatını kurtardı
  Zonguldak-Kdz.Ereğli yolu ulaşıma kapandı
02 Şubat 2026 Pazartesi
Bülten-63: Provokasyon Bazlı Gündem Belirlemek, R.T.E. ve Kendiliğindenlik Üzerine…

Bülten-63: Provokasyon Bazlı Gündem Belirlemek, R.T.E. ve Kendiliğindenlik Üzerine…
07 Temmuz 2013 16:01:06

Yazar :

  • Whatsapp ta Paylaş
“Marazi ‘gündem belirlemecilik’ egosantrik bir mayındır. Sakın basmayınız!..”
ATİLLA AKAR 
(3 Haziran 2013 – Yurt Gazetesi)
ABD’den ithal komaca aklın hidayete erdirdiği Turgut Özal’la zirve yapan “gündem belirlemecilik”, mevcut kapitalizmin―Allah’ın emriyle―ezelden beri varolduğu şeklindeki politik bir kurguya dayanmaktadır. Ne tarafından bakılırsa bakılsın, aynı şey görülmekte: Aslında küçük bir azınlık olan zorba menfaat çevreleri için varlığını ve servetini artırmak, vazgeçilemez tek sevdadır. Bu noktada bütün dinler ve ülkelerdeki egemen mezhepler esas duruştadır ve “en egemen” Büyük Ağabey’in iki dudağı arasından çıkacak hikmetli cümlelere kurbandırlar… Dolayısiyle, alınan emirlerin usulüne uygun olarak yerine getirilmesi için gereken zaman aralığında, olur-olmaz gündemler yaratarak muhaliflerin ve halkın zihnini karıştırmak üzere olayları saptırmak zorundadırlar…
Ama gündem nekadar belirlenmeye çalışılsa da, Büyük Ağabey’in, hikmetinden sual olmaz yarı-şifreli söylemini uygulamaya geçirmek  her zaman mümkün olamaz. Üstelik Büyük Ağabey’in isteklerini uygulamakla görevli bu kafalar, hayatlarında hiçbir zaman herhangi bir gelişmenin “kendiliğinden” olabileceğini de akıl edemezler. Çünkü eğitimlerinden edindikleri temel bilgi, “Allah’ın emri”dir… Günlük pratikte ise bu emri kolayca “müdürün emri”yle izdüşürebilir, aynileştirebilirsiniz. Dolayısiyle de,―işlerini emir almak-vermek ikilemiyle yapan klasik memur kafaların yanısıra―zihinlerinde Allahın emri dışında kayıtlı bir “kendiliğindenlik” bilgisi olmayan dindar yöneticiler, “dinsizler” veya “piçler” olarak görülen insanların her türlü direnişini, isyanını Allahın emrine itaatsizlik diye algılayacaktır… (Veya, tüm isyanlar dinsizlerin, piçlerin işidir)… Ayrıca “içe dönük ve atak” olduklarından, kendi dışlarında (isterseniz “dış dünyada” da diyebilirsiniz) olup-biten herşey, emri veren ile alan arasındaki ilişkiden ibaret görünür onlara… 
Bu algı ve bilgi eksikliği/çarpıklığına rağmen görev (=menfaat) aşkı nedeniyle, Büyük Ağabey nam ve hesabına yaptıkları “gündem belirlemecilik”, hacim ve yoğunluk itibariyle zaman zaman kendi boylarını çok aşan görüntülerle sonuçlanır. Çünkü bazen tüm insan-mekân-zaman şartları bir araya gelerek öyle bir momentum yaratır ki, varsayılandan veya ihtimallerden çok  daha fazla―birbiriyle hiç ilgisiz görünen―kategoriyi (unsuru) bağrında toplar. İşte, hiç şüphesiz ki bu nokta, Büyük Ağabey nam ve hesabına çalışanlarda zihinsel kilitlenme ve hezeyana yolaçar. (Allah hiçbir kuluna göstermesin). Yani o “dış dünya”dan gelen itiraz, direniş veya isyanın gerçekleştiği ana kadar hayatlarında buna dair bir örnek veya edindikleri bilgi olmadığı için beyinlerine “kal” gelir…
* * *
  1-Bunun son zamanlardaki en ilginç somut bir örneğini, ABD (Murdoch) kökenli FOX televizyonunda, mealen, “bu insanlara Taksim’e çıkın diye emri kim verdi?” diyen Fatih Portakal oluşturmuştur.

Dünyanın 2’den fazla imparatorluğuna başkentlik yapmış tek şehri olan Konstantiniyye’den bahsediliyorsa, önce 7 kez yutkunulacak, sonra da 3 Kulhuvallah ile 1 Elham okunacaktır… Eğer kentte mevcut tek taşı bile yerinden kıpırdatmak isteyenler bir de Müslümansa, işleri daha da zordur. Gaflete düşmemek için ulemâ’ya sormak da kâfi gelmez. Üstelik onların da en eski kayıtlara gidip örneklerini bulmaları yıllarca sürebilir. Ve siz de Batı’lı uzman kuruluşların Istanbul’dan birkaç adet Katar Emirliği çıkarmalarını geciktirmiş falan olursunuz… Diyelim ki bütün şartlar yerine getirildi, sonra ne olacak: Sonrasında, Batılıların dayattığı adiyle “Osmanlı” dediğimiz hânedânın, kendilerinin yönettiği koskoca bir imparatorluğa nasıl olup da Kanuni zamanında bile “KONSTANTİNİYYE TİL MAHMİYYE SULTANLIĞI” (yaklaşık olarak “Korunan Konstantiniyye Sultanlığı”) dediğini anlamak ve hazmetmek de şart olmaktadır… Çünkü görünen odur ki, üç kıtada nam salmış bir hânedân,―Allah’tan korkup kuldan utandığı için olsa gerek―üzerinde oturduğu mekânın sadece muhafızlığına soyunmuştur; mülkünü, elin gâvuruyla paylaşarak hamuduyla götürmeye değil…   
(Katar: Yavrum, ne de güzel, değil mi?..)
 
 
Geçelim ve kısaca hatırlayalım:
 
RTE’nin “Minareler süngümüzdür” şiiriyle başbakanlığı öncesinde başlattığı süreci izlersek, ne görürüz?: Kız çocuklarına bekâret kontrolu; zinânın cezası; ülkeyi pazarlama görevi; Meclis’ten geçmeyen 1 Mart tezkeresi; Irak katliamında Hıristiyanlara acınmak; “ananı da al, git!”; BOP eşbaşkanlığı görevinin tevdii; sürekli tekrarlanan “ben bir başbakan olarak” cümlesi; “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”edebiyatı; ordunun indirgenme süreci; Valiliğe çağırılan Hrant Dink’in, “ayağını denk al!” ihtarı sonrasında öldürtülmesi; tüm etken unsurların toplumdan arınıdırılması tertibiyle Ergenekon temerküz kamplarının icadı; hangi egemen güce uygun tezgâhlanacağı belli olmayan, aslı yok yaylasındaki Kürt açılımı ; diyanetin, ülkenin en zengin kurumu haline getirilmesi;  tüm gösterilerde aşırı güç kullanımı; Kürt köylülerin yanlışlıkla(!) bombalanması; periyodik olarak ABD’ye taşınmalar; ABD’li sivil-asker kurmayların operasyonel Türkiye ziyaretleri; emperyalizmin kuzey Afrika çıkartmalarına karşı şizofrenik tavırlar; başka ülkelerin teröristlerini desteklemek, bunun sonucunda da onlarca vatandaşın ölümüne sebebiyet vermek; ve günaşırı tekrarlanan “ben bir başbakan olarak..” şeklindeki söylemi ile iktidarına saygı gösterilmesi gerektiği hususunun sürekli gündemde tutulması, vb … 

[2] Benim de hazır bulunduğum bir mecliste, Kanuni’nin hocası ve imamı olan Mevlânâ Bektaş Efendi’nin 4.5 metre uzunluğundaki Vakfiyesi okunmuştu. El-Ezher Üniversitesi’nden mastır’lı bir kişinin Arapça’dan çevirdiği 1534 tarihli vakfiye, zamanın 12 ulemâsının yanısıra 1 yıl önce Istanbul kadılığına atanan Ebussuud Efendi (1490-1574) tarafından da “Muhammed oğlu Ebussuud; Saltanat-ı Seniyye’nin Konstantiniyye-i Mahmiyye Kadısı” diye imzalanmış. Yani fazla kasmamak lâzım; adamlar kuruluştan 250 yıl sonra dahi “biz Konstantiniyye’nin Sultanıyız” diyorlar… (Nitekim Konstantiniyye’nin 19. yüzyılda da kullanıldığını İlber Ortaylı da söylemekte).

[3] Hemen söylemek zorundayım: Bunların kafasındaki “Kürt Sorunu Çözümü”nün, ezilmiş ve fukara Kürt insanıyla bir ilgisi olduğuna hiçbir zaman inanmadım… Üstelik, değişen durumlar sürecinde sadece AKP ileri gelenleri ABD tarafından ikna edilmeye çalışılmıyor. Hiç şüphesiz ki onların Kürt muadilleri de bizim bilmediğimiz başka “bir şeylere” (bir programa) ikna edilmeye çalışılmaktadır…

  
Yukarıdaki paragrafta―meselâ ulusal bayramları yasaklama çalışması veya TC kavramını sıfırlamaya ahdetmek gibi―ne kadar çok eksik bırakılmış konu var, değil mi?.. Şimdi birisi çıkıp da, bütün bu sıralananlar, insanımızın şuuraltına çakılmış birer çividir!” dese, yalan söylemiş olabilir mi?.. İşte, “kendiliğindenlik” denilen şey de burada ortaya çıkıyor. Yani şuuraltına nakşedilmiş ögeler, insan zihninde öylesine―kendiliğinden―sıralanıverir ki, kişi, hangi zaman aralığında―kendiliğinden―meydanlara koştuğunu (veya koşanlarla empati kurduğunu) bilemez… 
 
Diğer yandan, büyük bir gönül rahatlığiyle insanî ilişkiler, muhatabını üstüne saldırtmama sanatıdır diyebiliriz; ki bu da en fazla “politika”nın ilgi alanına girer… Yani daha üst seviyede akıl sahibi olan insan, “yol açmamak”, “meydan vermemek”, “sebep olmamak” şekillerinde ifade edilen kavramlardan haberdar olandır. Oysa AKP misyonunda böyle bir önceliğin yeri yoktur. Dolayısiyle de ABD nam ve hesabına çalışan bu iktidar gücünün, zihinlerde sıralanan berbat bir sürecin sonunda her sınıf ve tabakadan vatandaşın “gün bugündür!” diyerek sokağa fırlaması olayını anlamaları imkânsızdı; öyle de olmuştur. Üstelik her gaz ve su bombardımanından sonra kalabalıkların daha da artması akıllara durgunluk vermiştir. Diğer yandan RTE’nin “ben, bir başbakan olarak” şeklinde dile getirdiği ve aslında “beni kimse sevmiyoo” kökenli âyarsızlık da epeyi bir zamandan beri fazlaca göze batmaktaydı; özellikle de tabanla yakın teması olan vazgeçilemez düzeydeki entel AKP tavanında… (Nitekim AKP ilçe merkezlerinden istifa söylentileri almış yürümüş durumdadır).
 
RTE, ABD’nin Büyük OrtaDoğu Projesi kapsamında verilen görevinde, Mart Tezkeresi ile İran, Libya ve Suriye konularındaki eksik ve/veya aşırı, veya yanlış hatta yanıltıcı çıkışlariyle ve de oy kaygısı nedeniyle gereğinden fazla zamanlamasiyle çuvallamıştır. (Allah affeder ama ABD affetmez… Diğer olayları siz sıralayın). Dolayısiyle de RTE’nin tasfiyesi gündemdedir. İngiltere kraliyetinin güçlü desteğine sahip―ve onlara daha dengeli gözüken―Abdullah Gül’ün şahsında veya hamiyetinde bir “yeniden yapılanma”nın ABD’ye kabul ettirilmesidir asıl gündemde olan. Dolayısiyle de Batı dünyasındaki Türk direnişine karşı olan sempatik bakış yadırganmamalıdır.
 
[Tabii bu arada söylemeden geçmemek lâzımdır: ünlü aydınlarımızdan biri olan Aytunç Altındal, “olayların arkasında faiz lobisi var” ve mealen, “onların Türkiye’ye karşı yaptıkları bu komplo, gençlere yumuşak davranarak çözülür” şeklindeki söylemiyle, Türkiye’ye dönüşü sırasında RTE’ye tiyo veren kişi oldu. Uluslararası istihbarat uzmanı sıfatiyle nam yapmış olan Altındal, bilinmeyen bir sebeple “IMF’ye faiz ödemelerini AKP sonlandırdı” diye zil çalıp oynamaktadır. Herhalde zât-ı muhterem IMF’yi, memleketin soygunundan sorumlu tek unsur sanmakta veya bize illüzyon yapmakta, ülkenin 60 yıllık soyulma sürecinde 75 milyonun her saniye ödemekte olduğu diğer tüm faizleri unutturmaya çalışmaktadır… Tam bu noktada hatırladım ki,―aynen eski şefim Ali Ergin Güran gibi―birdenbire AKP’ye methiyeler düzmeye başlayan Altındal, hiçbir otokritik veya açıklama yapmaksızın, bir aralar takıldığı komünistlikten başka âlemlere yatay geçiş yapanlardandı… 
 
TARİHE BAKTIĞIMIZDA NE GÖRÜRÜZ?: Değil sadece kendiliğinden hareketler, örgütlü-disiplinli tüm kalkışmaların içinde de her türlü mikserler, fırsatçılar, cepçiler ve seyyar satıcılarla birlikte istihbarat örgütleri de ön sıralarda yeralır. Bunlar da işin içinde diye, gerici iktidarlara yönelik hiçbir kalkışma, devrimci niteliğini kaybetmez ve kitlelerin edineceği―provokasyona gelmeme şeklinin de içinde yeraldığı―tecrübe birikimine engel teşkil etmez; etmemiştir. (Burada fazlasiyle yer kaplayacak olan bir çok tarihi örneği vardır bunun). Nitekim, okadar gün boyunca polisin ağır tahrik (provokasyon) ve ölümüne can yakmalarına rağmen,―Fethullah’çı bir kanalın ifadesiyle, “Şişli’den doğru akın akın gelen düzgün kıyafetli insanlardan oluşan”―kalabalıklar azalmamış, artmıştır. 
(Bu fotoğrafın Dünya’da başka bir örneği var mıdır?..)
 
 
Kendiliğinden hareketler bilincin anahtarıdır. Artık herkes en azından, böylesi bir direnişin yapılabilirliğini kavramıştır. Üstelik “gündemi belirleyeyim, hep ben konuşulayım” derken ölçüyü kaçıran RTE’nin isteği bile yerine getirilmiştir, ama tam tersinden: Bu kez vatandaşın gündemi kendisini belirlemiş ve gerçekten de hep o konuşulmuştur… Şu anda, maiyyetini ve tabanını birarada, oy potansiyelini garanti altında, ABD’yi de yanında tutma savaşı vermektedir…
 
[4] Rahmetli Mehmet Ali Aybar bizzat gördüğü bir durumu aktarmıştı: Ünlü düşünür Bertrand Russell’ın özel antetli kağıtları varmış. Mektuplarının ilk sayfasını yazdığı kâğıtta, sayfanın ortasına kadar yukarıdan aşağıya doğru piramit gibi genişler şekilde alt alta, tekrar tekrar BERTRAND RUSSELL yazıyormuş. 20’li yaşlarımdaydım ve nutkum tutulmuştu. Ama, “Sayın Altındal” bunu da aşmış; çünkü―bir arama motoruna adı yazıldığında görüleceği gibi―kendi resmî internet sitesinde kendikendine sürekli olarak “Sayın” diyor, dedirtiyor… (O ve benzerleri, başka makalelerin konusudur).

[5] Çok objektif olmaya çalışarak not edersem, “Kürtlerin bu işlere (Türklerin işlerine(?) karışmama geleneği sürüyor” diyebilirim. Sanki Çarlık Rusyası’nda Yahudilerin kurduğu ünlü BUND teşkilâtı gibi “bütünün içinde bağımsız”(?) kalmaya özen gösteriyorlar. (Oysa BUND dahi 1917 arefesindeki mitinglerde―fotoğraf çektirmeyi bile göze alarak―Rusların yanında yeralmaktan çekinmemişti). Dolayısiyle, Özgür Gündem Gazetesi’nin de kısmen saptadığı bu “nötr kalma” durumu fevkalâde yanlıştır, açmazdır; bir nesil sonrasına hiçbir şekilde açıklanamayacaktır…

ETİKETLER : Yazdır

      Yorumlar
    Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
    Henüz bir yorum yapılmamış

    Diğer Yazıları


    • Bülten-20: Batı?nın İstihbaratı, ABD?nin Aydınları? -3-
      10-11-2011 | 17 : 17 36
    • Eski TKP?nin Patlayan Balonu ve Yeni TKP Üzerine?
      08-08-2011 | 14 : 44 23
    • Bülten-21: Batı?nın İstihbaratı, ABD?nin Aydınları? -4-
      16-11-2011 | 18 : 01 30
    • BÜLTEN-12: Bu tartı bu ağırlığı çekemez, Bu kafa bu sorunu çözemez?
      26-08-2011 | 16 : 53 13
    • Bülten-18: Batı?nın İstihbaratı, ABD?nin Aydınları? (1)
      26-10-2011 | 21 : 58 13
    • Bülten-14: Ergenekon(?) Ayıbı veya Rezaleti Üzerine bir Deneme?
      18-09-2011 | 15 : 34 02
    • Bülten-22: Batı?nın Aydınları ÖZÜRLÜDÜR?
      24-11-2011 | 16 : 53 31
    • BÜLTEN-15: Ergenekon(?) Ayıbı veya Rezaleti Üzerine bir Deneme: 2
      28-09-2011 | 13 : 20 36
    • BÜLTEN-13: Afrika?daki açlık sorunu Afrikalı?dan kaynaklanmaz!..
      08-09-2011 | 15 : 21 40
    • Haritacılık İşinin El Değiştirmesi: İngilizler Yerine Amerikalılar...
      02-06-2011 | 10 : 37 25
    • BÜLTEN-9
      12-07-2011 | 18 : 07 26
    • Eski bir Kolej Öğrencisinin Anıları veya "Eğitim-Casusluk İlişkisi" Üzerine...
      02-06-2011 | 15 : 52 37
    Tüm Yazıları

    Köşe Yazarlarımız


    • Sina Çıladır
      ERKEN SEÇİMİN KOŞULLARI VAR MI ?
    • Sina Çıladır
      TTK-TAHLİYE
    • civileme
      MÜZEYYEN
    • Gamze Gayret
      LAVUAR ALANINI PROJESİNİ BECEREMEDİK DİYECEKLERİNE.../ AK PARTİNİN EN ÇALIŞKAN VEKİLİ BOZKURT
    • Zehra Çıladır
      YENİ BİR YIL !
    • Hasan Hüseyin Yalvaç
      SEVGİLİLER GÜNÜ
    • M.Kademoğlu
      ÖMRÜMÜZDEN BiR YIL DAHA EKSİLİYOR...
    • Melda Yenin
      ELEŞTİRİ.. ONARMAK MI, YIKMAK MI?

    Çok Okunan Köşe Yazıları


    • BUGÜN
    • BU HAFTA
    • BU AY
    • Sina Çıladır
      ERKEN SEÇİMİN KOŞULLARI VAR MI ?
    • Sina Çıladır
      BİR CÜMLENİN SİHRİ VE TALİBAN
    • Sina Çıladır
      BU PAYLAŞIM SAVAŞI DEĞİL Mİ ?
    • Gamze Gayret
      LAVUAR ALANINI PROJESİNİ BECEREMEDİK DİYECEKLERİNE.../ AK PARTİNİN EN ÇALIŞKAN VEKİLİ BOZKURT
    • Sina Çıladır
      UYANIK OLMALIYIZ !
    • Sina Çıladır
      AZINLIK MİLLİYETÇİLİĞİ YOL AYRIMINDA !
    • Sina Çıladır
      TTK-TAHLİYE
    • Sina Çıladır
      BİR CÜMLENİN SİHRİ VE TALİBAN
    • Gamze Gayret
      KANTARCI'NIN AK PARTİ VE ÇOLAKOĞLU HAYRANLIĞI....
    • M.Kademoğlu
      ÖMRÜMÜZDEN BiR YIL DAHA EKSİLİYOR...
    • Sina Çıladır
      BU PAYLAŞIM SAVAŞI DEĞİL Mİ ?
    • Bize Ulaşın
    • Künye
    • Reklam
    Yeni Ufuk Gazetesi  - Kdz Ereğli ve Zonguldak bölgesel haberler

    © yeniufuk.com.tr

     Künye - iletişim
     

    Mobil uygulamayı indirmek için tıklayınız


      Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
    Kdz.Ereğli/Zonguldak
      03723121008
      eregliyeniufuk@gmail.com
     
    İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın
    Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.