
BÜLTEN-12: Bu tartı bu ağırlığı çekemez, Bu kafa bu sorunu çözemez?
26 Agustos 2011 16:53:13
Daha önceden de yapıldı; oldu… Bunu hatırlayıp ezberini tazeleyen ABD (CIA), “ikinci kez niye olmasın” diye paçaları sıvadı, en-eski master plana (şablona) uygun projeyi—her zaman olduğu gibi—önce yokladı, yoklattı, sonra yereldeki adamlarını saptayıp bir plana bağlayarak işi götürü usulüyle onlara (taşerona) havale etti…
Daha önceden yapılmış olan, YENİÇERİ OCAĞI’nın ortadan kaldırılma operasyonudur; bundan tam 185 yıl önce, 1826 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Gerekçe olarak da “ocağın bozulması” gösterilmiştir. Operasyon sonucunda başta Fransa olmak üzere Batılı devletlerin Istanbul elçileri padişah 2. Mahmud’a tebrik ve teşekkürlerini sunarken bu operasyonu VAKA-İ HAYRİYE (Hayırlı olay) diye nitelemişlerdir… Resmî rakamlara göre 20.000 Yeniçeri ve Bektaşinin öldürüldüğü ve asıldığı belirtilmektedir. Ama, yıllarca süren Yeniçeri ve Bektaşî katliamları süresince bütün Osmanlı topraklarında 250.000 kişinin öldürüldüğü de söylenmektedir. Bektaşî dergâhı ve Âhîlerle yakın ilişkisi bulunan Yeniçeriler dolayısiyle Bektaşî tarikatı da yasaklanmış ve bütün malları Nakşibendî ve Mevlevî tarikatlarına devredilmiştir. [Bunun tarihteki en önemli benzeri, Tapınak Şövalyeliği (Tarikatı) ortadan kaldırılırken, bütün malvarlığının Hayırseverler (Hospitalier) Tarikatı’na devredilmiş olmasıdır. Ki bu tarikat—aynen Nakşî ve Mevlevîler gibi—bugün de bir şövalye tarikatı olarak hâlâ varlığını sürdürmektedir.]
Resmî tarihin oluşmasına birinci dereceden katkısı olan bizim GenelKurmay’ın yazılı tarihi de bu operasyonu VAKA-İ HAYRİYE açısından değerlendirmiştir. Böylece başta devlet ve onun ordusu olmak üzere bütün Aydınlanmacı Aydınlar hep birlikte Yeniçeri düşmanı kesilmişlerdir. Ne var ki hiçkimse “MUSTAFA KEMAL Sofya ataşesi olduğu sırada davet edildiği kıyafet balosuna niçin Yeniçeri üniformasiyle katılmıştı?” (Kıyafeti nereden buldu?) şeklindeki soruya cevap verememiştir.
Sadece okadar da değil: Mustafa Kemal—her ne düşündüyse(!)—Cumhuriyet sonrasındaki bir dönemde, DivanYolu’ndaki 2. Mahmud türbesin-den SultanAhmet Meydanı’na doğru uzanan yola da “Yeniçeriler Caddesi” adını bizzat vermiştir… Yani açıkça görülüyor ki, Yüzbaşı Mustafa Kemal de, daha sonraki Atatürk de, şuurlu bir duruşun süzülüp gelmesi sonucunda meseleyi gözler önüne sermekte ve aslında “aklınızı başınıza devşirin” demektedir… (Yanlışsam söyleyin).
Bilnir ama yine de tekrarlamakta yarar vardır:
Ordu(lar), en-eski gelenekleri moral alanda sâbit ve canlı tutmayı usül edinmiş, kararlı tek kurumdur(lar). Bu kurumlarda olmazsa olmaz hiyerarşik kurallar işler, dolayısiyle de böylesi kurumlara, “bozuldu, düzeltilsin”, “isyan edecek, bastırılsın” gibi düşüncelerle yaklaşılamaz. Bu türden en küçük bir imâ bile dengeleri sarsar ve bir sivilin—özellikle de Aydınlanmacı Aydınların—asla anlayamayacağı kategorik kırılmalar oluşur. Dolayısiyle kendi ordusu için bunun farkında olan ABD’nin “Türk ordusunu islâh etme projesi”, onu tamamen kırılmaya, deforme olmaya yöneltecektir. Bir ordu deforme olursa, hiç kimsenin aklına gelmeyecek tuhaf şeyler olur. [Taşeronlar da öğrensin diye tarihten örnekler vermek gerekirse, şunlar söylenebilir: (1) Meydanlarda, halkın karşısında subaylarının apoletlerini sökerek onları rezil etmeye kalkan Çarlık Rusyası GenelKurmayı, sonunda ordusunun neredeyse tümüne yakınını Bolşeviklerin yanına itti. (2) Bolşeviklerle savaşacağım diye Beyaz Ordu’yu kuran generaller fukara halka ve Yahudi azınlığa öyle bir zulmetti, katliam yaptı ki, Rus halkının içinde tarafsız kalmakta direnen sarsakların tümü kitle halinde Bolşeviklerin safına geçti. (Bolşevikler de 20’li yaşlarındaki bir dâhî Yahudiyi Cumhurbaşkanı ilân etti)…]
İşte bu nedenlerle “ordu her an darbe yapabilir; önlem alalım; küçültelim; profesyonel yapalım” falan gibi irdelemeler tarihsel sürece tam ters eylemlerdir. Bu işler masa üstünde planlanıp da karara bağlanabilecek işlerden değildir. Hiç olmayacak bir şey başarılır da insan ruhunun DNA’sı çıkarılabilirse, ancak tek tek vücutlardan o molekküller ameliyatla temizlendiğinde mümkündür bu… Üstelik ulusların da ameliyatla alınamayacak ruhları vardır…
Birkaç gün önce kaybettiğimiz Mihri Belli Hoca’yı saygıyla anarken, onun geçmişte Türkiye solunun bir bölümünü kızdıran bir ifadesiyle bitirmenin tam zamanıdır diye düşünüyorum:
ULUSAL BAYRAĞI YÜKSELTELİM!..

ETİKETLER : Yazdır








