Halk borç sarmalında !
Mal takası, borç alıp-verme ve faiz yüzlerce yıldır var. Sadece bireysel anlamda değil, kurumsal anlamda da…Bankacılık düzeninin kurulmadığı dönemlerde tefecilik kurumsallaşmıştı bir anlamda.
Oysa İslam’da faiz yasaktır. Åžu var ki tefecilik kurumu ÅŸeytanca çözümlerle yasağı aşıyordu. Tefeciden borç alacak kiÅŸi ilkten ona sözel düzeyde bir mal satıyor, sonra da o sattığı malı daha yüksek bir fiyatla geri alıyordu. Aradaki fark tefeci faizi oluyordu.
Bankacılık sisteminden sonra da tefecilik sürdü. Bankalardan kredi alamayanlar hâlâ nakit ihtiyaçlarını tefecilerden saÄŸlıyorlar.
Tefecilik elbette suç ve kötü bir ÅŸey, ama ihtiyaçlar bu yasadışı kurumun hâlâ ayakta kalmasına neden oluyor.
**
Çeyrek yüzyıldır tren katarı gibi birbirine eklenip kronikleşen ekonomik kriz ülkemizde de borçlanma sarmalının çapını büyüttü.
Son yapılan hesaplamalara göre halkımızın yüzde 50’si borç sarmalında. KiÅŸi başına düşen kredi kartı borcu 125 bin liraya yükseldi.
Borç sarmalının ağırlaÅŸarak sürmesinin belli-baÅŸlı yöntemsel göstergesi, borcu borçla kapatmak ÅŸeklinde ! Bu süreç de tıkanınca bu kez yasadışı yollar devreye giriyor, tefecilerden borç para alınıyor. Borcunu ödeyemeyip icralık olanlar gitgide artıyor, borç yüzünden canına kıyanlar oluyor…
Türkiye’yi yönetenler artık bir ÅŸeyler yapmak zorunda. Bu böyle gitmiyor. Sabit gelirlilerin maaÅŸlarının insanca yaÅŸama düzeyine çıkartılması gerekiyor, yaÅŸam pahalılığının frenlenmesi gerekiyor.
Ekonominin her yıl yüzde 3 civarında tüketime dayalı olarak büyümesi bir şey ifade ediyor elbette. Ancak o birşeyi sosyal derinliğinin olmayışı yani halkın geçim standartlarını yükseltmeyişi de gözlerden kaçmıyor. Bu gerçek en net şekilde milli gelir paylaşımındaki eşitsizlik şeklinde gözleniyor.
Yeni Ufuk
Haber :








